Osmanlıca mı, Osmanlı Türkçesi mi?

Alev Alatlı ve Yazgülü Aldoğan`Osmanlıca başka bir dil değil` cümlesini yanıtlarında zikretmişler. Bu vurgu, kanaatimce önemliydi.

Niçin olduğuna gelince...

Şuradan başlayalım; adlandırmalar sanıldığından daha mühimdir. Ahmet Hamdi Tanpınar`ın çok beğendiğim bir tespitini unutamam. `Eşyaya bir ad verdiğiniz zaman` der Tanpınar, `o bile bir şahsiyet kazanır.` Evet, adlandırma bu kertede önem arz ediyor. Ne var ve ne yazık ki, edebiyatımız yıllardır birçok yanlış adlandırmalarla öğretilmeye çalışılıyor.

`Tanzimat Edebiyatı`, `Milli Edebiyat`, `Beş Hececiler`, `Serbest Nazım`, `İkinci Yeni Akımı` bu bağlamda hemen aklıma gelen adlandırmalardan birkaçı. Türkçemiz, maalesef galat-ı meşhurlar cennetidir. Maalesef diyorum, çünkü meşhur da olsa, yanlış yanlıştır. `Osmanlıca` da bu galat-ı meşhurlardan biri. Bana öyle geliyor ki, bu yanlış bilerek yapılmış ve kullanıma sürülmüştür.

`Osmanlıca` adlandırması, bir dönemin ve zihniyetin tezahürüdür. Bir öteleme, unutturma, yok sayma politikasının gereği. Osmanlı`yı başka bir ulus gibi göstermek isteğinin sonucudur. Bunda bir dereceye kadar başarılı da olunmuştur maalesef. Bu yüzden, ülkemizde Osmanlı`yı başka bir millet, dilini de başka bir dil bilenlerin sayısı hiç de az değildir.

Dahası, bugün Türk boylarını bizden uzak kılmak için de benzer bir politika uygulanıyor. Azeri Türkçesi yerine `Azerice`, Kırgız Türkçesi yerine `Kırgızca`, Özbek Türkçesi yerine `Özbekçe` gibi bilimin, dilin ve tarihin mantığına uymayan yanlış adlandırmalar kullanılmaktadır. Yıllarca, üniversitelerimizin Türk dili ve edebiyatı bölümlerinde bir dönemin Türkçesi `Osmanlıca` adıyla okutuldu. Muharrem Ergin`in bu derslere kaynak olan kitabının adı da Osmanlıca Dersleri idi. Rahmetli Faruk Kadri Timurtaş`Osmanlı Türkçesi`ne Giriş` ve devamı olan iki kitabıyla yanlışlığa ilk müdahale edenlerden biridir. Şimdilerde söz konusu bölümlerin çoğunda derslerin adı `Osmanlı Türkçesi` oldu; kaynak kitapların adları doğrulandı ve `Osmanlı Türkçesi` diye çıkar oldu çoğunluğu. Bunlar mesleğim ve dilim adına sevindirici gelişmeler. Ama hâlâ birçok okur yazarımız, aydınımız `Osmanlıca`yı başka bir dil gibi algılıyor ve anlatıyor. Bir an evvel kamu algısını düzeltmek ve meşhur yanlışın şöhretini izale etmek gerekiyor.

DÖNEMİN DİLİNİ KÖTÜLEMEK İÇN BİR BAHANE...

Küçük bir bilgiyi, burada aktaralım. Türkçe`nin yapım ekleri anlatılırken –cA/ -çA ekinin dil adları yaptığına vurgu yapılır. Söz konusu ek, kavim adlarına getirilmek suretiyle o milletin dilini gösteren adlar oluşturulur: İspanyol-ca, İngiliz-ce, Fars-ça, Türk-çe vb. gibi. Ekin belli başlı işlevi budur.Nasıl `Azerice`, `Kırgızca`, `Türkmence`, `Özbekçe` gibi kelimelerle başka milletlerin dili imiş gibi gösterilen olgular, Türkçe`nin birer şivesi yahut lehçesi ise, Osmanlı Türkçesi de Türkçe`nin bir döneminin adıdır; o devirde aldığı hâli tanımlar. Başkaca söylersek, Türkçe`nin eski hâlidir. Osmanlı Türkçesi`ni bugüne uzak kılan, daha ziyade yazı değişikliğidir. Söz konusu dönemde Arap alfabesinin (Osmanlı alfabesi demek de yanlış değil) kullanılmış olması ayrıksılığı artırıyor.

Arapça ve Farsça kelimelerin Osmanlı Türkçesi döneminde biraz daha yoğun olarak Türkçe söz varlığı içinde bulunması, dönemin dilini ötelemek hatta kötülemek için mükemmel bir bahane sayılmıştır. Ve bu alfabe farklılığı sebebiyle `Osmanlıca` diye bir `dil` peyda edilir olmuştur. Sonuç; `Osmanlıca` diye Türkçe`den ayrı gayrı bir dil yoktur. Bu kelimeyle adlandırılmak istenen olgu, Türkçe`nin bir dönemindeki hâlidir ve adı da Osmanlı Türkçesi`dir.

ZAMAN

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile