| İZZET MOLLA VE KEHKEŞAN |
|
Klasik şiirimizin usta isimleri bende böyle bir duygu uyandırır. Tezkirecilerden nakille bilinen hayat hikâyeleri, divanlarını oluşturan şiirlerinin etkisiyle daha gizemli, hüzünlü ve onurlu bir hayat tasavvuru oluşturur. Öyle kuvvetlidir ki bu şiirler, birkaç cümleyle özetlenebilen bir hayatı, özlem, hüzün, coşku, neşe, öfke, sabır, vefa gibi duyguların en derin etkileriyle donatır ve doğu dünyasının unutulmaz efsanevi kahramanlarının arasına dâhil eder şairlerini. Fuzûlî, Bâkî, Hayâlî ve daha niceleri bir beyitle engin bir dünyanın penceresini açarken, kendi ruhlarının kapılarını da açarlar bize. Şairler arasında beni en çok etkileyenleri yurdundan ayrı kalanlardır. Şehirlerin en güzeli İstanbul`a hasret, gönüllerinden damlayan kelimelerle şiir yazan mahzun şairler, şiirleriyle uçsuz bucaksız bir hüzne sürükler sizi. İstanbul`u bir kez gören, seven birinin başka bir diyarda yaşaması kabil değilken, bir şairin sürgüne mahkûm edilmesi başlı başına bir trajedidir. 19.yüzyıl şairlerinden Keçecizâde İzzet Molla, İstanbul`a hasret sürgününde `eziyet çeken` anlamına gelen Mihnetkeşân`ı kaleme almıştır. Padişah dahil, hemen tüm Osmanlı aydınlarının doğu-batı arasında kompleks ve kararsızlık yaşadığı bir dönemde yaşayan İzzet Molla, daha on dört yaşındayken molla ünvanı alacak derecede birikimli bir sanatçı ve devlet adamıydı. Siyasi entrikalar çarkında her zaman işleyen en iyi sistem olan sürgünden payını alıp bir yıllığına Keşan`a sürülen İzzet Molla, dönüşünde İstanbul`a hasret dolu bir yılın tecrübeleri ve klasik şiirimize çok özel bir hediyeyle, Mihnetkeşân divanıyla döner. `Benim ile derd ortağıdır kalem` diyen İzzet Molla`nın şiiri hüzünlü olduğu kadar da mizahîdir. `Bu âteşle Sûzan olan ben miyem / Bu nâra fakat ben mi külhen mi yem` mısraında olduğu gibi kelime oyunuyla hem hüzünlü hem de keyifli bir dile sahiptir. Yer yer argo kelimeleri de kullanmaktan çekinmeyen şair, buna da zarif bir mazeretle: `Sakın gelmesin terbiyemden aceb / Edebsizden öğrenmelidir edeb` der. Şairin ilginç hayat hikâyesinde siyasi çalkantılardan kaynaklanan sıkıntılar ve sürgün önemli bir yer tutar. `Doğru olsan ok gibi yabana atarlar seni!` derken öfkesini, `İzzet-i şâire de kıydı cihân` derken melâlini ifade eder şair. İstanbul Kültür Üniversitesi`nden hocam olan Sayın Ömür Ceylan`ın Ozan Yılmaz`la birlikte hazırladığı `Bir Sürgün Şaheseri/ Mihnetkeşân` Keçecizâde İzzet Molla`nın Mihnetkeşân divanını sunması yanında, şairin hayatı ve eserleri hakkında önemli bir bilgi kaynağı olması dolayısıyla çok önemli bir eser. İzzet Molla`nın yer yer Farsça yazmakla birlikte Türkçe kaleme aldığı divanında, basit Türkçeyle yazdığı beyitlerinde de konuşma dilini bile ustalıkla kullandığını görüyoruz. Hocam Ömür Ceylan, kitabının önsözünde şairle ilgili verdiği bilgiyle okurları aydınlatıyor: `... Şairin sürgün anılarını nazma çektiği Mihnetkeşân, yer yer mizahî ama daima akıcı bir dille kaleme alınmıştır. Söz varlığı ve ifade gücü bakımından klâsik şiirin o gün itibarıyla ulaştığı seviyeyi hakkıyla temsil eder. Sürgün psikolojisini ve birey kimliğini olabilecek en yalın ve en samimi haliyle yansıtması, daha çok zaman ve mekân üstü bir eksende şekillenmiş gelenekten kopmadan hayalle hakikati `gerçek zaman` ve `gerçek mekân` zemininde buluşturması ise ona yalnız çağında değil, bütün edebiyat tarihi içerisinde farklı bir konum kazandırır...` Mihnetkeşân`ın, eski ile yeni arasında ciddi bir dönüm noktası olmasına rağmen yeterince ilgi görmemesi üzücü. Bir sözlükle birlikte çok rahat okunup anlaşılabilecek olan bu divanın yeni nesillerce tanınması klasik kültürümüzün hafızalarda yaşaması için çok önemli. Ömür Ceylan ve Ozan Yılmaz`a `Bir Sürgün Şaheseri / Mihnetkeşân` adlı eser dolayısıyla teşekkür borçluyuz. `Eskiyi unut, yeniyi tut` saçmalığından artık kurtulmamız için biraz gayret ve şevk yeter. |


