Divan Edebiyatı ne zaman başladı?

Divan edebiyatı Türklerin İslâm dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatının etkisi altında gelişmiştir. Bu etki, Arapça ve Farsça sözcüklerin Türkçe`ye girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. Bu edebiyata Divan edebiyatı denmesinin nedeni, şâirlerin şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olmalarıdır.

İslâm dininin benimsenmesinden sonra, Kur`an`ın Arapça olmasından dolayı pek çok toplumun kültür dili değişime uğradı.

İranlılar 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, Yeni Farsça diye adlandırılan bir dille vermeye başladılar. İran edebiyatının bu ürünlerinden Türk edebiyatı büyük ölçüde etkilenmiştir.

Öte yandan Anadolu`da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapça ve Farsça`yı kullandılar. Bu durum edebiyat dilinin değişmesine de yol açtı. Özellikle saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapça ve Farsça yazmaya başladılar. Osmanlı Devleti döneminde Arapça ve Farsça`nın yoğun etkisinde kalmış olan Osmanlıca dili divan edebiyatında kullanılan ana dildir.

MİHRÎ HATUN

1460 ya da 1461`de Amasya`da doğdu ve 1506`da yine burada öldü. Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa. "Mihrî" mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya`dan (Belâyî) aldı. Hiç evlenmedi. Sultan 2. Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed`in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkarların meclislerine katıldı. Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerinden. Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır. Şairi Necati Bey`i kendisine örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey`e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı iddiaları da var. Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal yakınlaşma vardı. Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi`ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır. Mihri Hanım Divanı 1967`de Moskova`da basıldı.

GAZELİ

Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın

Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın

Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın

Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın

Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim

Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın

Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim

Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın

Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin

Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın

Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin

Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın

Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda`dan dilerim

Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın

Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına

Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın

--------------------------------

ZEYNEP HATUN

Divan şiirinin bilinen ilk kadın şairi. 15. Yüzyılda yaşamış bir kadı kızı ve bir kadı eşi.

Çağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir söyleşmeleri var. Divanı, Sultan Mehmet adına düzenlendi. Zeynep Hatun, şiirlerinde, kadının isteklerini, açgözlülük olarak nitelendirir ve döneminin kadınının aşağılık konumundan sıyrılma isteğini anlatır. Zeynep Hatun, bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının "merdane" olmasını ister. Tıpkı alçakgönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular. Yumuşaklık, sevecenlik gibi kadına özgü bazı değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye nitelendirir. Aşık Çelebi, "Mesairus Şuara" adlı kitapta, Zeynep Hatun`un yaşaminin son döneminde şiiri biraktigini, inzivaya çekildigini anlatir.

GAZEL

Keşfet nikabini yeri gögü münevver et

Bu âlem anasiri firdevs-i enver et

Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri

Anber saçini çöz bu cinani muattar et

Hattin berat verdi saba yeline dedi

Tez er Hatay`a Çin`i tamam et müseehhar et

Yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin

Kim der sana ki hecr ile cânin mükedder et

Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsin

Divane olma şiirini divan ü defter et

Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi

Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it

----------------------------------------

LEYLÂ HANIM

Sudur`dan Moralı Zâde Hâmid Efendi`nin kızı ve Keçecizâde İzzet Molla`nın yeğeni. Çocuk denecek yaşta babasını kaybetti, aynı dönemde evlendirildi, bir hafta içinde ayrıldı. Dönemin ünlü şairleri ve dayısı olan Keçecizade İzzet Molla`dan özel ders adı. Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şair. Hazır cevaplığı ve şakacılığı ile de tanınır. Mevlevî tarikatına katıldı. Mihrî Hatun kadar olmasa da kadın duygularını dile getirmesi ve döneminin koşullarında bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişiyle dikkat çeker. Edebî bir çevrede yaşadığı için verimli bir şair. Şiir dili açık ve sade. Bir Divanı var. 1848`de yaşamını yitirdi. Galata Mevlevihanesi kabristanında toprağa verildi. Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr, mısrasıyla başlayan, Zâlim beni söyletme derûnumda neler var, nakaratlı şarkısı çok ünlü.

GAZEL

Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç

O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç

Sakın aldanma gönül v`d-i visâl-i yâre

Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç

Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip

Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç

Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın

Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç

Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ

O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç

-----------------------------------------

ÂDİLE SULTAN

1825`te İstanbul`da doğdu, 1898`de yaşamını yitirdi. Sultan II. Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan`ın kızı, Sultan Abdülmecit`in kız kardeşi. Sarayda özel eğitim gördü. Kaptan-ı Derya ve sonradan Sadrazam olan Mehmet Ali Paşa ile evlendi. Önce üç çocuğunu, sonra kocasını ve ardından da genç kızı Hayriye Sultan`ı kaybedince acıya boğuldu. Nakşîbendi tarikatına girdi. Şiirleri 1996`da "Adile Sultan Dîvânı" adıyla yayınlandı. Şiirleri genellikle çocukları, eşi ve kızı Hayriye Sultan`ın ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan manzumelerden oluşur. Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı bir şair sayılır. Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazdı. Türbesi İstanbul Eyüp`te Bostan İskelesi yakınında. İstanbul`da pek çok hayır eseri bıraktı, ayrıca babası onun adına birçok eser yaptırdı. Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı`nın basılmasını sağladı.

GAZEL

Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim

Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim

Cismde can gibidir gözde hayâli yârin

Nice bir gurbet ü firkatle perişan gideyim

Korı canımda da âşk odını yaktı alevi

Yanmak âşk ile beşaret bana üryan gideyim

İderim kat`ı taalluk çü bu can ü tenden

O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim

Adile K`be-i kulın ideyim şöyle tavaf

Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim

--------------------------------------------

HABİBE HANIM

1846`da Hersek`te dünyaya geldi. Osmanlı`nın en son Hersek veziri olan Rizvanbegoviç Galip Ali Paşa`nın kızı. Hersekli Arif Hikmet`in halası. Genç bir kızken ilesiyle bilikte İstanbul`a geldi. İlk evliliğini İstanbul`da Mehmet Mehdi Efendi ile yaptı. Daha sonra Konya Defterdarı Numan Efendi ile evlenip Konya`ya gitti. Ancak ikinci eşiyle de anlaşamadı. Boşandıktan sonra İstanbul`a döndü. 1892`de yaşamını yitirdi. Topkapı Mezarlığı`nda toprağa verildi. Konya`da yaşadığı sürede Mevleviliğe ilgi duydu. Mevlevilere katılıp "sikke puşı melâmet" olduğu söylenir.

GAZEL

Ciğerde tigi gamzen zahmi varken atma peykânın

Yeter ey kaşı yay artık yeter debretme müjkânin

Nigâhi mestine cânâ ki şayan gördün agyarı

Yine nev yâreler açdı deruna tigi hicrânın

O gafil bihaber nâdan aduye hemdem olmuşsun

Visalinden bizi dur eyledin var olsun ihsanın

Ümidi merhamet kılmak abestir senden ey kafir

Seni bidin demişlerdi ezelden yoktur imanın

Habibe bi deva derdden helas olmak da müşkildir

Ümid etmez esiri derd olanlar gayri dermanın

-------------------------------------

MAKBULE LEMAN

1865`te İstanbul Beşiktaş`ta dünyaya geldi. 1898`de Göztepe`de yaşamını yitirdi. Eyüp`te Siyavuş Paşa Türbesi`ne defnedildi. Yenileşme döneminin Nigâr Hanım`la birlikte önemli şairlerinden. Saray Kahvecibaşısı İbrahim Efendinin kızı. Bir görüşe göre Rüşdiyede okudu, sonra özel dersler alarak yetişti. Beşiktaşlı Berberbaşı Zade Sadaret Mektubi Kalemi Müdür Muavini Mehmed Fuad Bey ile evlendi. Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete`nin baş yazari. II. Abdülhamid tarafindan Şefkat Nişani ile ödüllendirildi. Ömrünün son on dört yilini tedavisi imkânsiz bir hastaligin esiri olarak yatakta geçirdi. Denemeler, hikâyeler de yazdi. Sagliginda yayimlanan şiirlerinin sayisi on iki. Bunlar tür ayrimina gidilmeksizin Makes-i Hayal (1896) adiyla bir araya getirildi. Ölümünden sonra bu eser, eşi tarafindan, Makbule Leman hakkinda yazilanlarla birlikte ikinci kez bastirildi.

ANNE

Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak

Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr...

Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak

Hep hüzünlü eser onun ikliminde rüzgar.

Kuşlar gibi titrer o güneş yüzlü nevhayâl

Sîmasında alacakaranlık endişesi...

Her mevsim ayrı bir ıstırap, ayrı bir melâl;

Dilinde özleyişlerin sihirli bestesi...

Sînesi sımsıcak, çehresi de îmâlıdır

Semtinde herdem bir büyülü râyiha eser.

Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır

Altın şakaklarında sarı güller gibi ter.

Rahmet-zahmet iç içe.. bilmez geçen zamânı

Ne yazları, ne kışları, ne renkli bahârı

Ne gurûbu ne de şafağın söktüğü ânı

Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı...

Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde

Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur...

Amansız hislerin öldüren pençelerinde

Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur.

Elemi çok olsa da şekvâsı işitilmez

Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler hiç-olmazları...

Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez

Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları.

Kanmaz asla sevmeye; o, sevgiye susuzdur

Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler.

Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur

El açar Yaratan`a balalarını diler...

Yürüdüğü yol, onun hislerinin yoludur

Durmaz, bir süvâri gibi yürür dolu dizgin..

O, yeryüzünde en ululardan uludur

Sînesi meleklerin sînesi kadar engin..

Zambaklar gibi sihirli çehrende

Varlığımı kucaklayan bir ışık;

Duydum o duyulmazları sînende

Sen bir rüyâsın benim için artık...

Nûru öteden pırıl pırıl sîman

Ukbâ derinlikleriyle büyülü...

Tülleniyor hülyâlarımda her an,

Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü...

Bir yâd-ı cemîlsin, kabrin sîneler

Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın..

Duâyla gerilmiş bütün gönüller

Berzah yamaçlarında bestekârın.

http://www.ortadogugazetesi.net

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile