| YENİ AHİD'DE HZ MUHAMMED |
|
Ahd-i Cedid, yani Yeni Ahid, Hıristiyanların Kitâb-ı Mukaddes’inin, İnciller’i de içine alan bölümüdür117. Ahd-i Cedid, dört İncil’den, yirmibir mektup’tan, Rasullerin İşleri ve Vahiy bölümlerinden oluşur; toplam yirmiyedi bölümdür118. Dört İncil, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna adlı kişilerin yazdığı İnciller’dir. İncil, Hz. İsa’ya indirilmiştir. 1. Müjde: “Ben Baba’dan isteyeceğim ve O size, sizinle daimî kalacak olan başka bir Periqlytos gönderecektir.”119 “Benim gitmem sizin için hayırlıdır; çünkü ben gitmezsem, Periqlytos size gelmez. Fakat gidersem, onu size gönderirim. Ve o geldiği zaman, günah için, salâh için ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir...Size söyleyecek çok şeylerim var; fakat şimdi dayanamazsınız. Fakat o Periqlytos gelince, size her hakikate yol gösterecek; zira kendiliğinden söylemeyecektir; fakat her ne işitirse söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.”120 Bu ifadelerdeki ‘Periqlytos’ kelimesi, hristiyanlar tarafından tahrif edilerek ‘Paraklet’ şekline dönüştürülmüş ve ‘teselli edici, aracı, hakikat ruhu’ gibi mânâlar verilmiştir121. Halbuki kelimenin aslı, ‘Periqlytos’tur ve ‘en çok övülen, en çok hamdeden’ mânâlarına gelir ve ‘Ahmed’ kelimesinin tam karşılığıdır122. Saff Sûresi’nde Hz. İsa’nın, kendinden sonra gelecek ve adı ‘Ahmed’ olacak bir peygamberi müjdelediği belirtilmektedir123. İbn İshak (151/768), Yuhanna İncili’nin 15/26-27. âyetlerini şöyle tercüme etmiştir:“Babanın size göndereceği Münhamanna, Baba’dan çıkan hakikat ruhu geldiği zaman, benim için şahitlik edecektir. Siz de şahitlik edeceksiniz; çünkü başlangıçtan beri benimle berabersiniz. Bunu size, yanlışa sapmayasınız diye söylüyorum.” Münhamanna, Süryanice’de Muhammed karşılığındadır. Yunanca’sı Paraklitos’tur124. Bu kelime, ‘teselli edici’ olarak çevrilirse hiçbir mânâ ifade etmez125. Grekçe’deki ‘Periqlyte’ kelimesi, Ârâmice ‘Mhamada’ yahut ‘Hamida’ kelimesinin karşılığıdır. Bu kelime, Arapça’da ‘Muhammed’ ve ‘Ahmed’ kelimelerine tekabül eder126.Periqlytos’un bir özelliği de, kendiliğinden birşey söylememesi, ne vahyedilmişse onu aktarması ve olacak şeyleri söylemesidir. Bu özellikler, Hz. Muhammed’de mevcuttur. O, Kur’an’ın diliyle şöyle der: “Ben, ancak bana vahyolunana uyarım ve ben, ancak bir uyarıcıyım.” (Ahkâf 46/9) “O hevasından konuşmaz; konuştukları, ancak ona vahyolunanlardır.” (Necm 53/3-4) âyeti de aynı gerçeği ifade eder127. Faraklit, Hz. İsa hakkında şahitlik yapacaktır ve Hz. İsa’dan sonra gelecektir. Günahlarından dolayı bütün insanlığı ilzâm edecektir128.Yuhanna İncili’nin haber verdiği bu Paraklit’i, bir insan olarak anlamak gerekir; zira onun, Hz. İsa gibi işitme ve görme yetilerine sahip olduğu ifade edilmiştir. Bugün elimizde bulunan metindeki ‘Ruhu’l-Kudüs’ ibaresi, sonradan, tamamen kasıtlı olarak yapılmış bir ilavedir129. Hristiyanlarca zındık sayılan, pek çok taraftarı bulunan bir mezhebin lideri, kendisinin,Hz. İsa’nın müjdelediği ‘övülmeye en çok lâyık kimse’ olduğunu söyleyerek, kendisinin ‘Periqlytos’ olduğunu iddia etmiştir. Bu sahte Periqlytos hareketinden, ilk devir hristiyanlarının, geleceği va’dedilen bu ‘hakikat ruhu’nu, belli bir şahıs ve Allah’ın son peygamberi olarak anladıkları sonucuna varılmıştır130. Peygamberimizden önce ne Periqlytos isminde bir Yunanlı’ya, ne de Ahmed isminde bir Arap’a rastlanılmıştır; bu, eşsiz bir mûcizedir131. Bütün bunlardan, Hz. İsa’nın geleceğini haber verdiği Periqlytos’un, son peygamber Hz. Muhammed (sav) olduğu sonucuna varılmaktadır. 2. Müjde: “Tövbe edin; çünkü göklerin melekûtu yakındır.”132 “Şöyle duâ edin: Ey göklerde olan Rabbimiz! İsmin mukaddes olsun, melekûtun gelsin. Gökte olduğu gibi, yerde de senin iraden olsun.”133 “İsa havarilerini toplayıp onları, Allah’ın melekûtunu ilan etmek için gönderdi.”134 İncillerde sıkça geçen, Hz. İsa’nın müjdelediği ‘Melekûtullah’ veya ‘Melekûtu’s-semâvât’, Allah’ın hâkimiyeti veya göklerin hâkimiyeti anlamlarına gelir135. Göklerin melekûtundan murad, Hz. İsa’nın getirdikleriyle zuhûr eden kurtuluş yolu olamaz; öyle olsaydı İsa, ‘Göklerin melekûtu yaklaştı.’ demez, ‘geldi’ derdi. Göklerin melekûtu, Hz. İsa’dan sonra gelen Hz. Muhammed’in getirdiği şeriatle gerçekleşmiştir. Hz. İsa, işte bu yüksek şeriati müjdeliyordu136. Bu müjde, doğru yolun yolcusu, tevhidi öğreten ve hiçbir şeyden yılmayan, yüce ve eşsiz bir peygamber olan son peygamber Hz. Muhammed’in müjdesidir137. “Allah’ın mülk ve saltanatı, sizden alınacak ve meyvelerini yetiştirecek bir millete verilecektir.”138 Bu âyette, Hz. Peygamber ve ümmeti müjdelenmektedir139. Hz. İsa bu sözüyle,Allah’ın iradesinin yeryüzüne hakim kılınmasını sağlayacak olan Melekûtullah’ın kendi ümmetinden, yani İsrailoğullarından alınıp, başka bir ümmete verileceğini ifade etmiş olmaktadır. Bu ümmet Hz.Muhammed’in ümmeti, bu hakimiyeti sağlayan da İslâm dinidir140. İncil’de göklerin melekûtu, bir bağ sahibinin durumuna benzetilmektedir: Bağ sahibi, bağını bazı kişilere kiralar. Sonra kirayı almak için adamlarını gönderir. Kiracılar, bağ sahibinin adamlarından bazılarını yuhalarlar; bazılarını döverler; bazılarını taşlarlar; bazılarını da öldürürler.Sonunda bağ sahibi, saygı gösterirler diye oğlunu gönderir; bağcılar: ‘Aman bu mirasçıdır; onu öldürüp mirasa konalım.’ diyerek onu öldürürler. Burada Hz. İsa, dinleyenlere soruyor: ‘Bu durumda bağın sahibi ne yapmalı?’ Dinleyenler, bağ sahibinin bu adamları yok edeceğini, yerlerine başka kiracılar alacağını söylerler. Hz. İsa da cevaben: ‘Siz kitapta Yapıcıların reddettiği taş, işte köşenin baş taşı oldu.’141 sözünü okumadınız mı? Bu nedenle, Allah’ın melekûtu sizden alınacak ve onun meyvelerini yetiştirecek bir millete verilecektir.’ demiştir142. Ferisîler ve başkâhinler, bu meselde kastedilen azgın kiracıların kendileri olduklarını anladılar; ama halktan korktukları için birşey yapamadılar. Bu meselde bağ sahibi, Allah’ı; azgın kiracılar, yahudileri; yeni kiracılar da Hz. Muhammed’in ümmeti olan Arapları ve diğer müslümanları temsil etmektedir143. İncil’de bir mesel daha anlatılmaktadır: Bir bağ sahibi, bağında çalışmaları için, birkaç işçiyle bir dinar yevmiyeye anlaşır ve onları bağa gönderir. Bir müddet sonra yine çarşı meydanına uğrar ve orada bekleyenleri de çalışmaları için bağına yollar. Akşam üzeri, çarşıda boş duran birilerini görür. Onlara niçin çalışmadıklarını sorar. Onlar da, ‘Bizi kimse tutmadı.’ derler. Bağ sahibi, onları da bağına gönderir. Gün sonunda kâhyasına, son gelenlere birer dinar vermesini söyler. Sıra, sabah erkenden işe başlayanlara gelince, onlara da birer dinar vermesini söyler. Bu kişiler bağ sahibine,‘Bir-iki saat çalışanlarla bizi niye eşit tuttun?’ diye sorarlar. O da onlara, kendileriyle bir dinara anlaştığını ve birer dinarlarını da verdiğini; diğerlerine fazladan verdiklerine ise kimsenin karışamayacağını söyler. Böylece sonuncular, birinciler; birinciler de sonuncular olur144. Bu meselde bağ sahibi Allah’ı; bağda çalışan işçiler, peygamberlerin ümmetlerini temsil eder. Akşam üzeri çalışmaya başlayanlar, en son ümmet olan Hz. Muhammed’in ümmetidir. Diğerlerinden daha az çalışmalarına rağmen, hem onlarla eşit yevmiye aldılar, hem de diğer çalışanlardan önce yevmiyelerini aldılar. Bu işçilerin ‘Bizi kimse tutmadı.’ demeleri, onlara asırlar boyu peygamber gönderilmediğini ifade etmektedir. Hz. Peygamber, “Ben ikindi ile gün-batımı arasında gönderildim.”145 buyurmuştur. Yine o, “Biz öne geçen sonuncularız.”146 demiştir147. Hz. İsa der ki: “Göklerin melekûtu, bir adamın tarlasına ektiği bir hardal tanesine benzer; o tane ki, bütün tohumların en küçüğüdür; fakat büyüyünce, sebzelerden daha büyüktür ve ağaç olur; ta ki göğün kuşları onun dallarına konarlar.”148 Fetih Sûresi’nde, Hz. Peygamber’in beraberindekilerle ilgili bir meselin İncil’de geçtiği söylenmektedir: “Onların İncil’deki meselleri şöyledir: Onlar, filizini yarıp çıkarmış, gittikçe kuvvetlenerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, çiftçilerin hoşuna gider. Allah, böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle, kâfirleri öfkelendirir.” (Fetih 48/29)149 Bütün bunlardan anlaşılan şudur: Göklerin melekûtundan maksat, İslâm dinidir, onun uygulamaya geçirilmesidir150. 3. Müjde: “Fânî olan yiyecek için değil, ebedî hayata bâkî olan yiyecek için çalışın; onu size İnsanoğlu verecektir; çünkü Baba Allah, ona mührünü basmıştır.” Ve İsa’ya dediler: “Allah’ın işlerini işlemek için biz ne yapalım?” İsa cevap verdi: “Allah’ın işi şudur: O’nun gönderdiği adama îmân edesiniz.”151 “Artık sizinle çok şeyler konuşmayacağım; çünkü bu dünyanın reisi geliyor ve bende onun hiçbir şeyi yoktur.”152 İncil’de, Hz. İsa’nın ağzından tam 83 yerde geçen ‘İnsanoğlu’ ifadesinin tenkidli bir araştırması, Hz. İsa’nın bu ifadeyi kendisi için kullanmadığını, üçüncü bir şahıs için kullandığını göstermektedir153. Hz. İsa, onun hakkında ‘gelecek, olacak, gelmesi yakındır, kapıdadır’ gibi istikbal ifade eden sözler söylemiştir. Hz. İsa’nın, özelliklerini sayarak geleceğini söylediği, müjdelediği bu ‘İnsanoğlu’, Hz. Muhammed (sav)’dir154. Bu ibâreler, Kur’ân’daki “De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim, insanım.” (Kehf 18/110) şeklinde Peygamberimizin ağzından hikâye edilen onun bir insanoğlu olduğu gerçeği ile örtüşmektedir. E. BARNABA İNCİLİ’NDE BULUNAN MÜJDELER M.S. 366’da papa olan Papa Damasus (304-384)’un, Barnaba İncili’nin okunmamasına dair bir karar çıkarttığı kaydedilmektedir. Bu karar, M.S. 395’te ölen Kaesaria Piskoposu Gelasus tarafından da desteklenmişti. Bu İncil, apokrif kitaplar arasına dahil edildi. ‘Apokrifa’, kısaca ‘halktan gizlenmiş’ anlamına gelir. Bu İncil, M.S. 382’de Batı kiliselerince, M.S. 465’te de Papa İnnocent’in kararı ile yasaklanmıştı. M.S. 496’da Galasian Kararı ile Barnaba İncili, yasaklanmış kitaplar arasına dahil edildi155. Barnabas İncili’nin İngilizce çevirisinin dayandığı İtalyanca elyazması, Papa Sextus (1589- 1590)’un mülkiyetinde idi. Sextus, Barnaba İncili’nden geniş olarak yararlanmış olan İreneus’un yazılarını okuduktan sonra Barnaba İncili ile yakından ilgilenen, onu merak eden Fra Marino denilen bir keşişle dost olmuştu. Bir gün Fra Marino, Papa’yı ziyarete gitti. Birlikte öğle ve akşam yemeğini yedikten sonra, Papa uykuya daldı. Keşiş Marino, Papa’nın özel kütüphanesindeki kitapları gözden geçirmeye başladı ve Barnaba İncili’nin İtalyanca elyazmalarını ele geçirdi. İncil’i, pelerininin altına gizleyerek oradan ayrıldı ve Vatikan’a gitti. Bu yazma, daha sonra, Amsterdam’da ‘yaşamı boyunca bu sayfaların değerini sık sık işitmiş olan önemli bir şahsiyete ve yetkiye sahip bir kişi’ye varıncaya kadar, elden ele dolaştı. Bu kişi ölünce bu İncil, Prusya Kralı temsilcisi olan J. E. Kramer’in mülkiyetine girdi. Kramer, yazmayı 1713’te, kitap uzmanı meşhur Savaylı Prens Eugen’e sundu. 1738’de, hâlen içinde bulunduğu Viyana Hofbibliothek’te ele geçirildi156. Barnaba İncili’nin elyazması, Canon ve Mrs. Ragg tarafından İngilizce’ye çevrildi ve 1907’de basıldı157. İngilizce çevirinin aşağı yukarı bütün nüshaları, aniden ve gizemli bir şekilde piyasadan kaldırıldı. Bu çeviriden, sadece iki nüshanın varlığı biliniyor; bunlardan biri British Museum’da, diğeri de Washington Kongre Kütüphanesi’ndedir. Kongre Kütüphanesi’nden, kitabın bir mikrofilmi alındı ve İngilizce çevirinin yeni bir baskısı, Pakistan’da yapıldı158. Barnaba İncili, ilk defa Dr.Halil Saâde tarafından, İngilizce neşri esas alınarak Arapça’ya çevrilmiş ve bu çeviriye, Reşid Rıza bir önsöz yazmıştır. Eser, 1908’de Kahire’de basılmıştır159. Hristiyan literatüründe Barnaba İncili’nin adı nerede geçmişse, oraya bir muhalefet şerhi konmuş, bu İncil’in, sahte ve uydurma olduğu, dolayısıyla reddedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.Hattâ bu İncil’in, bir müslümanın hayal gücünün mahsûlü olduğu iddia edilmiştir. Bu, büyük bir yalandır; çünkü böyle bir kitap, bir müslüman tarafından yazılmış olsaydı, bu, müslümanlar tarafından bilinir ve islâmî eserlerde ondan sık sık bahsedilirdi. Taberî, Mes’ûdî, Ya’kûbî, Bîrûnî, İbn Hazm, İbn Teymiyye gibi hristiyan kaynaklarına vâkıf olan yazarlar, Hristiyanlık ve onun kutsal kitaplarından bahsederken, Barnaba İncili’ne en ufak bir işarette bile bulunmamışlardır. George Sale’in, Kur’an’ın İngilizce çevirisinde bundan bahsetmesinden önce müslümanlar, Barnaba İncili’nin adını bile duymamışlardı. İbnü’n-Nedîm (385/995) ve Hacı Halife (1067/1657) tarafından hazırlanan, geniş birer bibliyografya eseri olan ‘el-Fihrist’ ve ‘Keşfü’z-Zünûn’ adlı kitaplarda da bu İncil’in adı geçmemektedir160. Barnaba İncili’nin müslümanlar tarafından yazılmadığının bir delili de şudur: Hz. Peygamber’in dünyaya gelişinden 75 yıl önce (M.S. 496), Papa I.Gelasius döneminde ‘yanlış ve dînî düşüncelere aykırı kitaplar’ adı altında hazırlanan listede, Barnaba İncili’nin adı geçmektedir; o çağda, bu sözde İncil’i yazacak bir müslümanın var olamayacağı açıktır; çünkü o zaman daha Hz. Peygamber bile doğmamıştı161. Hz. Muhammed’in geleceğine dair müjdeler, Barnaba İncili’nde daha açık ve nettir. Orada Hz.Muhammed (sav), adıyla zikredilir: 1. Müjde: “Bakın size diyorum ki, her peygamber geldiği zaman, yalnızca bir kavme Allah’ın rahmetinin işaretini götürmüştür ve sözleri de, gönderildiği insanların ötesine uzanmamıştır. Fakat Allah’ın Elçisi geldiği zaman, Allah ona, kudret ve rahmetinin sonuymuş gibi verecek. O kadar ki, akidesini alacak olan bütün dünya kavimlerine rahmet ve selâmet götürecektir. Dinsizler üzerine güç ile gidecek ve puta tapıcılığı ezecek; o kadar ki, Şeytan’ı kahredecektir; çünkü Allah, İbrahim’e böyle va’detmiştir: ‘Dikkat et, senin soyunla yeryüzünün bütün kabilelerini kutsayacağım ve sen ey İbrahim, nasıl putları parça parça ettiysen, senin soyun da böyle yapacaktır.’ Sonra şöyle soruldu:‘Ey muallim, bu va’d kime verilmiştir? Söyle bize; dünkü yahudiler İshak’a verilmiştir, diyorlar; İsmailîler de İsmail’e.’ İsa cevap verdi: ‘Davud kimin soyundandı?’ Onlar dediler ki: ‘İshak’ın.’ Sonra İsa dedi: ‘Öyleyse Allah’ın Elçisi geldiği zaman hangi soydan olacaktır?’ Havariler cevap verdiler: ‘Davud’un soyundan.’ Bunun üzerine İsa dedi: ‘Siz, kendinizi kandırıyorsunuz; çünkü Davud, şöyle söyleyerek ona ‘efendi’ der: Allah efendime, ben düşmanlarını senin ayak taburen yapıncaya kadar sağ yanımda otur, dedi. Eğer sizin Mesih dediğiniz Allah’ın Elçisi, Davud’un oğlu (veya torunu) ise, Davud ona nasıl ‘efendim’ der? Bana inanın; size söylüyorum ki va’d, İsmail’e yapılmıştır, İshak’a değil.’ Bunun üzerine havariler, Musa’nın kitabında va’din İshak’a yapılmış olduğunun yazılı olduğunu söylediler. Hz. İsa dedi ki: ‘Öyledir; ama onu Musa yazmadı, Yuşa da yazmadı; onu, Allah’tan korkmayan hahamlarınız yazdı. Allah İbrahim’e, ilk doğan çocuğun İsmail’i al ve dağa çıkıp onu kurban et, buyurdu. Eğer İshak doğduğu zaman İsmail yedi yaşında idiyse162,İshak nasıl ilk doğan olur? Bu nedenle size diyorum ki, Allah’ın Elçisi, Allah’ın yarattığı hemen herşeye mutluluk getirecek olan bir nurdur; çünkü o, anlayış ve müşavere ruhuyla, hikmet ve kudret ruhuyla, korku ve sevgi ruhuyla, akıl ve itidal ruhuyla donatılmıştır. Ey onun dünyaya geleceği kutlu zaman! İnanın bana, onun ruhunu görenlere peygamberlik verildiğinden, her peygamber gibi ben de onu gördüm ve ona saygı gösterdim. Onu görünce, ruhum teselli ile doldu ve dedim: Ey Muhammed! Allah seninle olsun ve beni, ayakkabılarının bağlarını çözecek değerde kılsın. Buna ermekle ben de büyük bir peygamber ve Allah’ın kutsal bir kulu olacağım.”163 “Allah’ın va’di, Kudüs’te Süleyman Mabedi’nde yapılmıştır; başka yerde değil. Ama inan bana,bir gün gelecek ve Allah rahmetini, bir başka şehre gönderecek ve her yerde O’na gerçekten ibadet etmek mümkün olacaktır. Ve Allah, her yerde gerçek ibadeti rahmetiyle kabul edecektir. Ben,kuşkusuz İsrail ailesine bir kurtuluş peygamberi olarak gönderilmiş bulunuyorum; fakat benden sonra Allah’ın bütün dünyaya gönderdiği Mesih gelecek. Allah, dünyayı onun için yaratmıştır. O zaman, bütün dünyada Allah’a ibadet edilecek ve rahmete erilecektir.”164 2. Müjde: “Bir kâhin Hz. İsa’dan, Mesih’in nasıl geleceğini anlatmasını istedi. O da şöyle cevap verdi: ‘Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki O, babamız İbrahim’e, senin soyundan yeryüzünün bütün kabilelerini kutsayacağım, diye va’detmişse de ben, yeryüzünün bütün kabilelerinin beklediği Mesih değilim. Fakat Allah, beni dünyadan çekip alınca Şeytan, dinsizleri,benim Allah ve Allah’ın oğlu olduğuma inandıracak, bu lânetli fitneyi yeniden çıkaracak. Bu şekilde,sözlerim ve akidem öylesine tahrif edilecek ki, ortada otuz mü’min ya kalacak, ya kalmayacak. Bunun üzerine Allah, dünyaya acıyacak ve herşeyi kendisi için yarattığı Elçi’sini gönderecek. O,güneyden kuvvetle gelecek ve puta tapıcılarla birlikte putları yok edecek. Şeytan’dan, insanlar üzerindeki egemenliğini alacak. Yanında, kendisine inanacak olanların kurtuluşu için Allah’ın merhametini getirecektir. Onun sözlerine inanacak olanlara ne mutlu!’”165 “Sözlerinizden teselli bulmuyorum; çünkü sizin ışık umduğunuz yere, karanlık gelecektir.Fakat tesellim, hakkımdaki her bâtıl düşünceyi yok edecek ve dini bütün dünyaya yayıp, dünyayı kontrolüne alacak olan Elçi’nin gelmesindedir; çünkü Allah, babamız İbrahim’e böyle va’detmiştir. Ve bana teselli veren, onun dininin sona ermeyecek ve Allah tarafından korunacak olmasıdır.”166 Hz. İsa’nın bu sözlerinin sonu, şu âyetle karşılaştırılabilir: “Muhakkak ki Zikr’i biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz.”(Hicr 15/9) “Bir kâhin Hz. İsa’ya sordu: ‘Mesih’e ne ad verilecek ve hangi işaretler onun gelişini ortaya koyacaktır?’ Hz. İsa cevap verdi: ‘Mesih’in adı hayranlık uyandırır; çünkü Allah, ruhunu yaratıp da göksel bir nur içine koyduğu zaman, ona bu adı kendisi vermiştir. Allah dedi: Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna cenneti, dünyayı ve yığınlarca varlığı yaratacağım. İçlerinden, seni bir elçi yapacağım; öyle ki, kim seni kutsarsa kutsanacak; kim seni lânetlerse lânetlenecektir. Seni dünyaya göndereceğim zaman, kurtuluşa elçim olarak göndereceğim ve senin sözün gerçek olacak; o kadar ki, gök ve yer düşecek, fakat senin dinin düşmeyecek. Muhammed onun kutlu adıdır.’ O zaman kalabalık seslerini yükselterek dediler ki: ‘Ey Allah, bize elçini gönder; ey Muhammed,dünyanın kurtuluşu için çabuk gel!’”167 Barnaba İncili’nde geçen bütün bu ifadeler, Hz. İsa’nın, kendinden sonra, bütün insanlara rehber olacak bir peygamberi, Hz. Muhammed (sav)’i müjdelediğini göstermektedir168. SONUÇ Hz. Peygamber’le ilgili bu kadar müjde, bu kadar haber varken, Ehl-i Kitab’ın onun hak bir peygamber olduğunu kabul etmemeleri, inatlarından ve kendilerine indirilen gerçekleri inkâr etmelerinden kaynaklanmaktadır. Hz. Peygamber’in Hindu kutsal kitaplarındaki isimleri, ‘Narashansah (Övülen kişi)’, ‘Astvishyata (Övülecek kişi)’ veya açıkça ‘Muhammed’dir. Onun Zerdüştî kitaplardaki ismi, ‘Saoşyant (Âlemlere rahmet)’tır. Budist kutsal kitaplarındaki isimleri de,‘Metteya’ ve ‘Maitreya’dır. O, Ahd-i Atik’te, ‘Şilo (Allah’ın Rasûlü)’, ‘Barnaşa (İnsanoğlu)’ ve ‘Himda (Ahmed)’ diye adlandırılmıştır. Onun Ahd-i Cedid’deki isimleri, ‘Periqlytos (Ahmed)’, ‘İnsanoğlu’ ve ‘O Peygamber’dir. Hritiyanların kabul etmediği Barnaba İncili’nde ise onunla ilgili müjdeler daha bârizdir; bu kitapta o, bizzat ismiyle müjdelenmiştir. Görüldüğü gibi, onunla ilgili haberler, oldukça açıktır. Bu kadar bariz bir gerçeği kabul etmemek, insaf dairesinin dışında kalır. Hz. Peygamber,tarih boyunca birçok peygamber tarafından müjdelenmiş, insanlar onun risaletini kabule hazırlanmıştır. BİBLİYOGRAFYA ABDULBÂKÎ, Muhammed Fuad, el-Mu’cemu’l-Müfehres li Elfâzi’l-Kur’âni’l-Kerîm, Çağrı Y., İstanbul, 1990. AHMED b. Hanbel (241/855), Müsned, I-X, el-Mektebetü’l-İslâmî ve Dâru Sadr, Beyrut, trs. ATÂURRAHÎM, Muhammed, Bir İslâm Peygamberi: Hz. İsa, (Terc: Kürşat Demirci), İnsan Y., İstanbul, 1994. AYDEMİR, Abdullah, Tefsirde İsrâiliyyât, Beyan Y., İstanbul, 1992. BAĞÇECİ, Muhittin, Âyet ve Hadislerde Peygamberlik ve Peygamberler, Türdav Y., İstanbul, 1977. BARNABAS İNCİLİ, (Terc: Mehmet Yıldız, Önsöz ve Notlar: Ali Ünal), Kültür Basın Yayın Birliği, yrs., trs. BOUQUET, A. C., Sacred Books of the World, Cassel & Company Ltd., Çekoslovakya, 1962. BUCAİLLE, Maurice, Müsbet İlim Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur’an, (Terc: Mehmet Ali Sönmez), Diyanet İşleri Başk. Y., İstanbul, 1987. el-BUHÂRÎ, Ebû Abdillah Muhammed b. İsmail b. İbrahim (256/870), el-Câmiu’s-Sahîh, (Şerh ve Tahkik: eş-Şeyh Kâsım eş-Şemmâî er-Rifâî), Dâru’l-Erkam, I-IX, Beyrut, trs. CHALLAYE, Felicien, Dinler Tarihi, (Terc: Sâmih Tiryakioğlu), Varlık Y., İstanbul, 1960. CİLACI, Osman, “Barnaba İncili”, DİA, V, İstanbul. el-CİSR, Hüseyin, Risâle-i Hamîdiyye, (Terc: Manastırlı İsmail Hakkı, Sadeleştiren: Ahmet Gül), Bahar Y., İstanbul, 1973. DAVUD, Abdulahad (1930), Tevrat ve İncil’e Göre Hz. Muhammed, (Terc: Nusret Çam), Nil Y., İzmir, 1992. ______, İncil ve Salîb, (Neşre Haz: Kudret Büyükcoşkun), İnkılab Y., İstanbul, 1999. DEMİRCİ, Kürşat, Hinduizm’in Kutsal Metinleri Vedalar, İşaret Y., İstanbul, 1991. ELİADE, Mircea-COULİANO, Ioan P., Dinler Tarihi Sözlüğü, (Terc: Ali Erbaş), İnsan Y., İstanbul, 1997. ELMALILI, Muhammed Hamdi Yazır (1942), Hak Dini Kur’an Dili, I-X, Eser Neşr., İstanbul, (I-IX) 1971, (X) 1982. EMİN, Ahmed, Fecru’l-İslam, Mektebetü’n-Nehdati’l-Mıriyye, Kahire, trs. ESED, Muhammed (1992), Kur’an Mesajı (Meal-Tefsir), (Terc: Cahit Koytak-Ahmet Ertürk), İşaret Y., İstanbul, 1997. GARAUDY, Roger, 20. Yüzyıl Biyografisi, (Terc: Ahmet Zeki Ünal), Fecr Y., Ankara, 1998. GÜLEN, M. Fethullah, Sonsuz Nur, I-II, Feza Y., İstanbul, 1994. HAMİDULLAH, Muhammed, İslâm Peygamberi, I-II, (Terc: Salih Tuğ), İrfan Y., İstanbul, 1993. ______, el-Vesâiku’s-Siyâsiyye, (Terc: Vecdi Akyüz), Kitabevi Y., İstanbul, 1997. ______, Rasûlullah Muhammed, (Terc: Salih Tuğ), İrfan Y., İstanbul, 1992. ______, İslâm’ın Doğuşu, (Terc: Murat Çiftkaya), Beyan Y., İstanbul, 1997. HARMAN, Ömer Faruk, “Fâran”, DİA, XII, İstanbul. el-HİNDÎ, Rahmetullah, İzhâru’l-Hakk Tercümesi, (Terc: Ömer Fehmi Efendi-Nüzhet Efendi), Sönmez Y., İstanbul, 1972. İBN ÂŞÛR et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, I-XXX, Tunus, 1984. İBN HİŞÂM (218/833), es-Sîratü’n-Nebeviyye, I-IV, (Tahkik: Heyet), Dâru’l-Hayr, Riyad, 1992. İBN İSHÂK (151/768), Siyer, (Yayına Hazırlayan: M. Hamidullah, Terc. Sezai Özel), Akabe Y., İstanbul, 1991. İBN KESÎR, el-Hâfız Ebu’l-Fidâ İsmail (774/1372), Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, I-IV, Mektebetü’l-Menâr, Ürdün, 1990. KAHRAMAN, Ahmet, Mukayeseli Dinler Tarihi, Kahraman Y., İstanbul, 1993. KAYA, Remzi, “İlahi Kitaplarda Hz. Muhammed”, Uludağ Ü. İlahiyat F. Dergisi, c. 6, s. 6, Bursa, 1994. KİTÂB-I MUKADDES (Eski ve Yeni Ahid), Kitâb-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 1995. MEVDÛDÎ, Ebu’l-Alâ (1979), Tefhîmu’l-Kur’ân, I-VII, (Terc: Heyet), İnsan Y., İstanbul, 1996. NASR, Seyyid Hüseyin, İslâm; İdealler ve Gerçekler, (Terc: Ahmet Özel), İstanbul, İz Y., 1996. ROUSSEAU, Herve, Dinler Tarihi, (Terc: Sinan Kocapınar), Gelişim Y., İstanbul, 1974. es-SÂBÛNÎ, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefâsîr, I-III, Dersaâdet Y., İstanbul, trs. ŞERİATİ, Ali, Dinler Tarihi, I-II, (Terc: Abdullah Şahin-Abdülhamit Özer), Yedi Gece Kitapları, İstanbul, (I. c.) 1990, (II. c.) 1992. TÜMER, Günay-KÜÇÜK, Abdurrahman, Dinler Tarihi, Ocak Y., Ankara, 1993. TÜMER, Günay, Bîrûnî’ye Göre Dinler ve İslam Dini, Diyanet İşleri Başkanlığı Y., 3. Baskı, Ankara, 1991. ______, ”Brahmanizm”, DİA, VI, İstanbul. ______, “Budizm”, DİA, VI, İstanbul. ULUTÜRK, Veli, Kur’an’da Ehl-i Kitap, İnsan Y., İstanbul, 1996. VİDYARTHİ, A. H.-U. Ali, Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed, (Terc: Kemal Karataş), İnsan Y., İstanbul, 1997.
1* Arş. Gör., U.Ü. İlâhiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı. İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus, 1404/1984, XXVIII, 182; Kaya, Remzi, “İlahi Kitaplarda Hz. Muhammed”, s. 222, Uludağ Ü. İlahiyat F. Dergisi, c. 6, s. 6, Bursa, 1994. 2 Bkz: İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-‘Azîm, Ürdün, 1411/1990, IV, 562; Hamidullah, Muhammed, İslam Peygamberi, Terc: Salih Tuğ, İstanbul, 1993, I, 640; Aydemir, Abdullah, Tefsirde İsrâiliyyât, İstanbul, 1992, s.2; Ulutürk, Veli, Kur’an’da Ehl-i Kitap, İstanbul, 1996, s.40. 3 İbn Kesîr, age, IV, 562. 4 Ulutürk, age, s.40. 5 İbn Kesîr, age, I, 169. 6 Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İstanbul, 1971 (I-X), 1982 (X), I, 531-532. 7 Bkz: Buhârî, Şurût, 15. 8 Buhârî, Menâkıb,18. 9 Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 127; V, 262. 10 Esed, Muhammed, Kur’ân Mesajı (Meal-Tefsir), s. 1027, (Terc: Cahit Koytak-Ahmet Ertürk), İstanbul, 1997. 11 Tesniye, 18/15. 12 İbn Kesîr, age, I, 108. 13 İbn Kesîr, age, I, 108. 14 Ulutürk, age, s.53. 15 Bkz: Buhârî, Enbiyâ, 2. 16 Bkz: Buhârî, Tefsîr, Sûratü’l-Feth, 3. 17 Bkz: İbn İshak, Siyer, s. 139-146, (Terc: Sezai Özel), İstanbul, 1991. 18 İşaya, 42/1-4. 19 Bkz: Buhârî, Tefsîr, Sûratü Âli ‘İmran, 4. 20 Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 333. 21 Bağçeci, Muhittin, Âyet ve Hadislerde Peygamberlik ve Peygamberler, s. 43, İstanbul, 1977. 22 Bağçeci, age, s.44. 23 Ulutürk, age, s.81. 24 Nasr, Seyyid Hüseyin, İslâm; İdealler ve Gerçekler, s. 33, (Terc: Ahmet Özel), İstanbul, 1996. 25 Tümer, Günay, “Brahmanizm”, DİA, VI, 332. 26 Tümer, Günay-Küçük, Abdurrahman, Dinler Tarihi, s. 98, Ankara, 1993; Vidyarthi, A. H.- U. Ali, Doğu Kutsal Kitaplarında Hz. Muhammed, s. 31, (Terc: Kemal Karataş), İstanbul, 1997. 27 Tümer-Küçük, age, s. 98. 28 Rousseau, Herve, Dinler Tarihi, s. 30, (Terc: Sinan Kocapınar), İstanbul, 1974. 29 Şeriati, Ali, Dinler Tarihi, I, 260, (Terc: Abdullah Şahin-Abdülhamit Özler), İstanbul, 1990 (I), 1992 (II); Vedalar hakkında geniş bilgi için bkz: Demirci, Kürşat, Hinduizm’in Kutsal Metinleri Vedalar, İstanbul, 1991. 30 Vidyarthi, age, s.32. 31 Garaudy, Roger, 20. Yüzyıl Biyografisi, s. 23-24, (Terc: Ahmet Zeki Ünal), Ankara, 1998. 32 Bkz: Şuarâ 26/196. 33 Hamidullah, Rasûlullah Muhammed, s. 54, (Terc: Salih Tuğ), İstanbul, 1992; Ulutürk, age, s.84. 34 Bhavişya Purana, Prati Sarg Parv III. 3; 3; 5-8’den naklen Vidyarthi, age, s.35; Kaya, “İlahi Kitaplarda Hz. Muhammed”, s. 235. 35 Vidyarthi, age, s.36-37. 36 Bhavişya Purana, Shakolas, 10-27’den naklen Vidyarthi, age, s.38. 37 Vidyarthi, age, s.38-39; Kaya, “İlahi Kitaplarda Hz. Muhammed”, s. 235. 38 Vişnu Puran, XXIV. 39 Hamidullah, Rasûlullah Muhammed, s.56; Hamidullah, İslam’ın Doğuşu, s. 11, (Terc: Murat Çiftkaya), İstanbul, 1997; Ulutürk, age, s.83-84. 40 Ulutürk, age, s.84. 41 Vidyarthi, age, s.34-35. 42 Vidyarthi, age, s.44; ayrıca bkz: Hamidullah, Rasûlullah Muhammed, s.56 ve Ulutürk, age, s.83. 43 Bkz: Vidyarthi, age, s.46-48. 44 Vidyarthi, age, s.69-70. 45 Eliade, Mircea, - Couliano, Ioan P., Dinler Tarihi Sözlüğü, s. 303-304, (Terc: Ali Erbaş), İstanbul, 1997. 46 Eliade, age, s.305. 47 Rousseau, age, s.53. 48 Challeye, Felicien, Dinler Tarihi, s. 101, (Terc: Sâmih Tiryakioğlu), İstanbul, 1960; ayrıca bkz: Tümer, Günay, Bîrûnî’ye Göre Dinler ve İslam Dini, s. 189, 3. Baskı, Ankara, 1991; Kahraman, Ahmet, Dinler Tarihi, s. 98, İstanbul, 1993. 49 Kahraman, age, s.99. 50 Tümer-Küçük, age, s. 120. 51 Tümer-Küçük, age, s. 119. 52 Şeriati, age, II, 216. 53 Rousseau, age, s.54. 54 Şeriati, age, II, 219. 55 Bkz: Buhârî, Cizye, 1; Hamidullah, el-Vesâiku’s-Siyâsiyye, s. 167, (Terc: Vecdi Akyüz), İstanbul, 1997; Hamidullah, İslam Peygamberi, I, 382; Emin, Ahmed, Fecru’l-İslam, s. 101, Kahire, trs. 56 Vidyarthi, age, s.17. 57 Vidyarthi, age, s.12; Hamidullah, İslâm’ın Doğuşu, s.11. 58 Şeriati, age, II, 184. 59 Hamidullah, Rasûlullah Muhammed, s.52-54; Ulutürk, age, s.83. 60 Farvardin Yasht, XIII, 17’den naklen Vidyarthi, age, s.21. 61 Vidyarthi, age, s.21 62 Farvardin Yasht, XXVIII, 129’dan naklen Vidyarthi, age, s.21. 63 Vidyarthi, age, s.21. 64 Vidyarthi, age, s.12. 65 Vidyarthi, age, s.13. 66 Bkz: Kaya, “İlahi Kitaplarda Hz. Muhammed”, s. 232-233. 67 Eliade, age, s.54; Tümer-Küçük, age, s. 160. 68 Kahraman, age, s.111. 69 Kahraman, age, s.114. 70 Tümer, Günay, “Budizm”, DİA, VI, 358. 71 Tümer, “Budizm”, DİA, VI, 358; Kaya, “İlahi Kitaplarda Hz. Muhammed”, s. 234. 72 Tümer, “Budizm”, DİA, VI, 358; ayrıca bkz: Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 649. 73 Challeye, age, s.66. 74 Challeye, age, s.66. 75 Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 540-541. 76 Seylan kaynaklarından naklen Vidyarthi, age, s.92; Kaya, “İlahi Kitaplarda Hz. Muhammed”, s. 235. 77 Vidyarthi, age, s.94; ayrıca bkz: Hamidullah, Rasûlullah Muhammed, s.57; Ulutürk, age, s.84; Tümer, “Budizm”, DİA, VI, 357. 78 Kahraman, age, s.114. 79 Vidyarthi, age, s.99. 80 Vidyarthi, age, s.100. 81 Kahraman, age, s.114. 82 Tümer, “Budizm”, DİA, VI, 357. 83 Vidyarthi, age, s.95. 84 Tümer-Küçük, age, s. 192. 85 Bkz: Tümer-Küçük, age, s. 194-195. 86 Bkz: Tümer-Küçük, age, s. 195-197; Bouquet, A. C., Sacred Books of the World, s. 183-184, Çekoslovakya, 1962. 87 Tesniye, 18/18-19. 88 el-Hindî, Rahmetullah, İzhâru’l-Hakk Tercümesi, s. 654-655, (Terc: Ömer Fehmi Ef.-Nüzhet Ef.), İstanbul, 1972; el- Cisr, Hüseyin, Risâle-i Hamîdiyye, s. 54, (Terc: Manastırlı İsmail Hakkı, Sadeleştiren: Ahmet Gül), İstanbul, 1973; Elmalılı, age, I, 500; Gülen, M. Fethullah, Sonsuz Nur, I, 42-43, İstanbul, 1994; Ulutürk, age, s.90. 89 Elmalılı, age, I, 500; Gülen, age, I, 42-43; Ulutürk, age, s.90. 90 el-Cisr, age, s.55. 91 el-Hindî, age, s.655; Elmalılı, age, I, 500; Gülen, age, I, 43; Ulutürk, age, s.90; Kaya, “İlahi Kitaplarda Hz. Muhammed”, s. 229-230. 92 el-Cisr, age, s.54-55. 93 Tesniye, 33/2. 94 Harman, Ömer Faruk, “Fâran”, DİA, XII, 166; el-Cisr, age, s.53. 95 Tekvin, 21/21. 96 Bkz: İbrahim 14/37. 97 Bkz: Bakara 2/127. 98 Harman, “Fâran”, DİA, XII, 166. 99 el-Hindî, age, s.655-656; el-Cisr, age, s.53; Elmalılı, age, I, 502; Gülen, age, I, 41-42; Ulutürk, age, s.91. 100 Tekvin, 49/10. 101 Davud, Abdülahad, Tevrat ve İncil’e Göre Hz. Muhammed, s. 64, (Terc: Nusret Çam), İzmir, 1992. 102 Davud, age, s.65. 103 Davud, age, s.67. 104 Davud, age, s.69. 105 Davud, age, s.71. 106 el-Hindî, age, s.657; Ulutürk, age, s.93. 107 Ulutürk, age, s.93. 108 Ulutürk, age, s.93. 109 İşaya, 42/1-4. 110 Buhârî, Buyû’, 49; Buhârî, Tefsîr, Sûratü’l-Feth, 3. 111 Buhârî, el-Cihâd ve’s-Siyer, 101. 112 Mezmurlar, 45/1-17. 113 el-Hindî, age, s.658; Elmalılı, age, I, 505; Ulutürk, age, s.94. 114 Bkz: el-Cisr, age, s.67-71. 115 Bkz: Ahzâb 33/56. 116 el-Cisr, age, s.73. 117 Tümer-Küçük, age, s. 256. 118 Tümer-Küçük, age, s. 257. 119 Yuhanna, 14/16. 120 Yuhanna, 16/7-13. 121 Davud, age, s. 270. 122 Davud, age, s. 270. 123 Bkz: Saff 61/6. 124 İbn Hişam, es-Sîratü’n-Nebeviyye, I, 187-188, Riyad, 1413/1992. 125 Davud, age, s.287. 126 Davud, age, s.288. 127 Davud, age, s.288-289. 128 el-Cisr, age, s.57. 129 Bucaille, Maurice, Müsbet İlim Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur’an, s. 176, (Terc: Mehmet Ali Sönmez), İstanbul, 1987. 130 Davud, age, s.291; ayrıca bkz: el-Hindî, age, s.677; el-Cisr, age, s.60. 131 Davud, age, s.289. 132 Matta, 4/17. 133 Matta, 6/9-10. 134 Luka, 9/2. 135 Ulutürk, age, s.106. 136 Ulutürk, age, s.108. 137 el-Hindî, age, s.669-670. 138 Matta, 21/43. 139 el-Cisr, age, s.88. 140 Ulutürk, age, s.108. 141 Matta, 21/42. 142 Bkz: Matta, 21/33-43. 143 Ulutürk, age, s.113. 144 Bkz: Matta, 20/1-16. 145 Buhârî, Fedâilü’l-Kur’an, 17. 146 Buhârî, Enbiyâ, 55. 147 Ulutürk, age, s.114. 148 Matta, 13/31-32; Markos, 4/26-32. 149 Bkz: Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân, V, 428-429, (Terc: Heyet), İstanbul, 1996; Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 576. 150 Davud, İncil ve Salîb, s. 96-97, (Neşre Haz: Kudret Büyükcoşkun), İstanbul, 1999; Ulutürk, age, s.111. 151 Yuhanna, 6/27-29. 152 Yuhanna, 14/30. 153 Davud, age, s.314. 154 Ulutürk, age, s.106. 155 Atâurrahîm, Muhammed, Bir İslâm Peygamberi: Hz. İsa, s. 46-47, (Terc: Kürşat Demirci), İstanbul, 1994. 156 Atâurrahîm, age, s.48; Cilacı, Osman, “Barnaba İncili”, DİA, V, 77. 157 Cilacı, “Barnaba İncili”, DİA, V, 77. 158 Atâurrahîm, age, s.49. 159 Cilacı, “Barnaba İncili”, DİA, V, 78. 160 Mevdûdî, age, VI, 276-277. 161 Mevdûdî, age, VI, 277. 162 Fakat günümüzde elimizde bulunan Tevrat metinlerinde Hz. İsmail ile Hz. İshak arasındaki yaş farkının 14 olduğu belirtilmektedir; bkz: Tekvin, 16/16, 17/23-26 ve 21/5. 163 Bkz: Barnabas İ., s.118-122, (Terc: Mehmet Yıldız, Önsöz ve Notlar: Ali Ünal), yrs., trs. 164 Barnabas İ., s.174-175. 165 Barnabas İ., s.194-195. 166 Barnabas İ., s.195. 167 Barnabas İ., s.196. 168 Ulutürk, age, s.119-120.
|


