| MEVLÂNÂ’NIN HIRİSTİYANLIK ALGISI |
|
Muslims have used way of polemical literature to define or to express other religions from the be-ginning to modern times. It have been criticized other religions and beliefs with this method, espe-cially by Islamic theologian. Polemical Literature tries to show that claims of truth of other religions are unfounded. In Mathnawi Mawlana narrate a long story about Jewish vizier how changed Chris-tianity. According to the story, Jewish vizier consciously deforms preaching of Jesus. Beside this, there is an important passage that criticizes belief of one Christian who said that Jesus is God, in the Discourse of Mawlana (Fihi Ma Fih). Although Mawlana sometimes come close to Islamic theo-logians in his perception of Christianity, he mainly put into practice a different method from theolo-gians. Essentially, Mawlana like theologians says Christianity isn’t real preaching of Jesus and Jesus isn’t God. Because of Mawlana used story language in criticizing of Christianity, Christians don’t react to him. This paper examines that Mawlana used methods of story/narrative as technique of caricature in understanding of Christianity. In this context, we will discuss differences of story language from polemical language in understanding of different people of faith. Key words: Mawlana, Christianity, Polemic, Language of story, Caricature. 1. Giriş İslâm dışı diğer dinlerle ilişki kurarken ya da onları anlama ve anlamlandırma sürecinde Müslümanlar ilk dönemlerde yoğun olarak ‚Polemik/Reddiye‛ yön-temini kullanmışlardır. Özellikle kelamcılar tarafından kullanılan bu yöntemle muhatap alınan dinler yoğun bir eleştiriye tabi tutulmuş olup söz konusu dinin hakikat iddialarının tamamıyla asılsız olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çabalara karşı taraftan gelen gerek savunmacı (apology) eserler ve gerekse reddiye (polemik) benzeri eserlerle cevap verilmeye çalışılmıştır. Mevlânâ, Mesnevi’sinde yer alan uzun bir öyküsünde Yahudi bir vezirin bilinçli olarak Hıristiyanlığı nasıl tahrif ettiğini anlatır. Yine Fîhi Ma Fih’de İsa’nın tanrısallığı iddiasında bulunan bir Hıristiyanın inancını eleştiren önemli bir pasaj yer alır. Mevlânâ, Hıristiyanlığa bakışında zaman zaman kelamcılara yaklaşmakla birlikte aslında onlardan farklı bir yöntem izleyerek Hıristiyanlığı hem anlamaya hem de ifade etmeye çalışır. Anlattığı öykünün tarihsel gerçekliği bir sorun gibi gözükmekle birlikte anlatıya hikâye tekniği açısından yakla-şıldığında öykünün gerçekliğinin sorun olmadığı görülür. Mevlânâ da aslında kelamcılarla benzer bir şeyi yani Hıristiyanlığın İsa’nın gerçek öğretisi olmadığı ve İsa’nın tanrı olmadığını söyler. Ama bunu hikâyede karikatürize (metaforik) bir dille anlattığı ve kelamcılar kadar sert bir dil kullanmadığı için onlar kadar tepki çekmez. Aksine Mevlânâ’nın hoşgörüsü bu eleştirilerini bastırır ve kelamcıların ördüğü kalın duvarların yıkılmasına neden olur. Onun amacı muhatabının pabucunu pazara çıkarmak değil muhatabını anlamak ve yanlışlığını gös-termektir. Bu makalede Mevlânâ’nın bir tür karikatür tekniği olan gerçekliği farklı bir tarzda ifade etmede öykü yöntemini kullanarak Hıristiyanlığı nasıl anladığı üzerinde durulacak ve öykü dilinin dinleri/farklı inançlara sahip insanları an-lamada polemikçi dilden farkı ortaya konulacaktır. 2. Müslüman – Hıristiyan Karşılaşması ve Polemik/Reddiye Geleneği Sezai Karakoç’un ifadesiyle Doğu’dan gelip Batı’da duran Doğulu adam öyle bir yerde duruyordu ki bu yer Doğu’yla Batı’nın karşı karşıya gelip durakaldı-ğı; Doğu’yla Batı’nın kalkan kalkana çarpışıp kalakaldığı; Doğu’yla Batı’nın fikir fikire, göğüs göğüse geldiği bir yerdi.2 Mevlânâ’nın doğduğu değil ama kendisine ikamet yeri olarak seçtiği topraklar İslâmla Hıristiyanlığın karşılaştığı bir yer olmasının yanında aynı zamanda Moğolların Selçukluyu işgal etmeleri neticesinde Moğol paganizmiyle de karşılaşmak durumunda kaldığı bir yerdi. Dolayısıyla bu karşılaşma aynı zamanda farklı inançlara sahip insanların aynı coğrafyada bir araya gelmelerine neden olmuştur. Karşılaşma savaş meydanlarında bütün şiddetiyle devam etse de geride şehir ve kasabalarda farklı diyaloglara girilmesi de kaçınılmaz olmuştur. Mevlânâ, Haçlılara ve Moğollara karşı ciddi bir savunma yapmak durumunda kalan Anadolu halkının arasında farklı bir duruş sergiler. O, silahlı ya da şiddete dayalı mücadeleyi değil tarumar olan bir coğrafyada inanan bir kalbe sahip ‚insan‛ı inşa etme işine girişir. Hıristiyanlara ya da diğer din mensuplarına yaklaşımını da bu açıdan anlamaya çalışmak gerekir. Anadolu’daki karşılaşma Müslümanların diğer inanç mensuplarıyla ilk karşılaşmaları değildi. Daha Hz. Peygamber’in risaletinin en başından beri Yahudi, Hıristiyan, Sâbiî, Mecusi, paganist vb. pek çok grupla münasebetler ol-muş ve onlarla diyalojik ya da polemiksel tarzlarda ilişkiye girilmiştir. Özellikle Hz. Peygamber döneminde çoğunlukla diyalojik olan ilişki tarzı Hz. Peygamber sonrası dönemde kelam vb. ilim dallarının ortaya çıkmasıyla yerini pole-miksel formattaki ilişkiye bırakmıştır. Müslümanların Hıristiyanlarla karşılaş-maları – az da olsa - Hz. Peygamber’in ilk davetine başladığı Mekke’de başlar. Sayı olarak Mekke’de Hıristiyanların oldukça az olduğu ve çoğunluğunun şehirde köle olarak bulunan insanlar olduğu rivayet edilmekle birlikte şehrin yakınlarında Varaka b. Nevfel gibi saygınlık kazanmış bilge bir insan da mevcuttu. Bu karşılaşma, Arap yarımadasının Yemen ve Suriye gibi bölgelerinde yaşayan farklı Hıristiyan toplulukların zaman zaman Medine’de Hz. Peygamberle görüşmeleriyle farklı bir boyut kazanmıştır. Nitekim, Necran Hıristiyanlarıyla Hz. Peygamber arasında geçtiği rivayet edilen tartışma/polemik bir anlamda tarihsel olarak ilk polemik olarak kayıtlara geçecektir. Genel olarak Hz. Meryem’in bakire olarak doğum yapması, İsa’nın Tanrısallığı ve Tanrının oğlu… Devamını okumak için linke tıklayıp makale ismini taratınız… Cengiz BATUK Tasavvuf |İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, yıl: 8 [2007], sayı: 20, Mevlânâ’ya Armağan Sayısı, ss. 39-68 |


