| KUTSAL METİNLERDE HZ MUHAMMED |
|
Hz. Peygamber’in önceki kutsal kitaplarda müjdelendiği, geleceğinin önceden haber verildiği görüşü, Kur’an kaynaklı bir görüştür. Bu fikri işleyen yazımızın hemen başında, tebşîrât konusunun İslâmî kaynaklardaki temellerini anlattık. Daha sonra, kadîm kitaplar ile, Ahd-i Atik, Ahd-i Cedid ve Barnaba İncili’ndeki müjdeler sayılmıştır. Kadîm kitaplardan kastımız, Hinduizm, Zerdüşlük ve Budizm’in kutsal kitaplarıdır. Bu kitaplardaki müjdelere geçilmeden önce, kitaplarla ilgili bilgi verilmiştir. Ayrıca Barnaba İncili hakkında da bilgi verilmiştir. GİRİŞ Hz. Muhammed (sav)’in geleceğine dair haberler, önceki kutsal kitapların birçoğunda mevcuttur. En eski kutsal kitaplarda, Ahd-i Atik’te ve Ahd-i Cedid’de, onun geleceğine dair haberler bulunduğu görüşü, Kur’ân kaynaklı bir görüştür. Ayrıca konu ile ilgili hadisler ve ilk devir İslâm Tarihi kaynaklarında mevcut haberler de aynı görüşü desteklemektedir. A. TEBŞÎRÂT KONUSUNUN İSLÂMÎ KAYNAKLARDAKİ TEMELLERİ Allah Teâlâ insanlığı, gelecek büyük bir peygamberin risaletini kabule hazırlamak için,gönderdiği her peygambere, onun alâmetlerini ve özelliklerini bildirmiştir1. Bu gerçek, Kur’ân’da şu şekilde ifade edilmektedir: “ Allah’ın peygamberlerden, ‘Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra,nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz.’ diye söz aldığı, ‘Kabul ettiniz mi, ahdimi yüklendiniz mi?’ dediğinde onların da ‘Kabul ettik.’ cevabını verdiği, bunun üzerine Allah’ın da ‘O halde şâhid olun, ben de sizinle birlikte şâhitlerdenim.’buyurduğu zamanı hatırla.” ( Âlü İmran 3/81) Bu âyetle peygamberlere, Allah’ın gönderdiği her peygambere inanmaları ve onları desteklemeleri gerektiği söylenmiştir. Bazı âlimler ise bu âyetten, özellikle Hz. Peygamber’in müjdesini çıkarmışlardır. Buna göre âyet, Hz. Muhammed (sav)’in bütün peygamberler tarafından müjdelendiğini; onun geleceğinin, peygamberlerin hepsi tarafından haber verildiğini ifade etmektedir2. Yüce Allah, gönderdiği her peygamberden, ‘Eğer Hz. Muhammed ba’solunduğunda hayatta olursanız, ona uyacaksınız.’ diye söz almıştır. Her peygamber de ümmetinden bu şekilde söz almıştır3. Hz. Muhammed, indirilen kitapların hepsinde zikredilmiş, bütün peygamberler tarafından müjdelenmiştir4. Hz. Peygamber’in özellikleri, vasıfları, önceki kitaplarda bildirildiği için, bu kitapların tâbîleri Hz. Peygamber’i gayet iyi tanımaktadırlar: “Daha önce kendilerine kitap verdiğimiz kişiler (ehl-i kitap),onu, kendi çocuklarını tanır gibi tanırlar.” (Bakara 2/146; En’âm 6/20) Nitekim Hz. Ömer bu meseleyi Abdullah b. Selâm’a sorunca o şöyle demiştir: “Ben onu, oğlumu bildiğimden daha iyi bilirim,tanırım. O Emîn (Allah), gökten, yerdeki Emîn’e (Hz. Muhammed’e) sıfatlarını indirdi; ben de onu tanıdım. Ama anasından doğan oğlum benden midir, bilemem.”5 Bu âyette ‘seni tanırlar’ değil de ‘onu tanırlar’ denmesinde iki nükte vardır: Birincisi, bu âyet, Allah tarafından gıyâben ve tarafsızcayapılan bir şahitliği ifade eder. İkincisi, Tevrat’ta, ‘Hz. Musa’ya benzer bir peygamber’ olarak tavsif edilmiş olduğu için, bu gelecek olan peygamber, öteden beri ehl-i kitap tarafından ‘o peygamber’ diye anılırdı; o kadar iyi tanınıyordu. ‘O’ dedikleri zaman, gelecek olan peygamber anlaşılırdı6. “Onlar, ellerinde bulunan Tevrat ve İncil’de tanımlanmış olarak buldukları ümmî peygambere tâbî olurlar.” (A’râf 7/157) Bu âyet de Hz. Peygamber’le ilgili haberlerin Tevrat ve İncil’de bulunduğunu gösterir. Peygamber Efendimiz’in ümmî olduğu, Kur’ân ve Sünnet’le sâbittir. “Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle yazı yazardın; öyle olsaydı, bâtıla uyanlar kuşku duyarlardı.” (Ankebût 29/48) âyeti, peygamberimizin ümmî olduğunu ifade etmektedir. Hudeybiye Antlaşması’nın metni yazılırken müşrikler, ‘Muhammed Rasûlullah’ ibaresine karşı çıkmışlardı. Hz. Ali, bu ibareyi silmekten çekinince Rasûlullah ‘Bana göster, ben sileyim.’ demiş; Hz. Ali yerini gösterince o da bunu silmiş ve yerine ‘Muhammed b. Abdullah’ yazdırmıştır7. Bu olay da peygamberimizin ümmî olduğunu, okuma-yazma bilmediğini göstermektedir. Öyleyse Tevrat ve İncil’de özellikleri bildirilmiş olan bu ümmî peygamber, Hz. Muhammed (sav)’dir. Saff Sûresi’nde de konuyla ilgili bir âyet mevcuttur: “Vaktiyle Meryem oğlu İsa demişti ki: ‘Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, elimde bulunan Tevrat’ı tasdik edici ve benden sonra gelecek olan, Ahmed adındaki bir peygamberi müjdeleyici olarak size gönderilmiş bir elçiyim.’” (Saff 61/6) Hz. İsa, peygamberimizi ‘Ahmed’ ismiyle müjdelemiştir. Hz. Peygamber, kendi isimlerini sıraladığı bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Benim beş ismim vardır: Ben Muhammed’im; ben Ahmed’im; ben,Allah’ın benimle küfrü yokettiği Mâhî’yim; ben, insanların önüne toplanacağı Hâşir’im; ben Âkıb’ım (benden sonra peygamber yoktur).”8 Bu hadisten de anlıyoruz ki Peygamberimizin isimlerinden biri de ‘Ahmed’dir. İşte Hz. İsa, onu bu ismiyle müjdelemiş ve geleceğini haber vermiştir. Bir başka hadisinde Rasûlullah şöyle demektedir: “Ben, atam İbrahim’in duâsı, İsa’nın müjdesi, annemin rüyasıyım; annem rüyasında, kendinden bir nûrun çıktığını ve Şam saraylarını aydınlattığını görmüştür.”9 Bu sözüyle Hz. Peygamber, Hz. İsa’nın kendisini müjdelediğini söylemektedir.Peygamberimizin, Hz. İbrahim’in duâsı olması da şu âyetlerle ilgilidir: “Allah (İbrahim’e) ‘Seni insanlara önder kılacağım.’ dedi. O da ‘Neslimden de yâ Rab!’ dedi.” (Bakara 2/124) “(İbrahim şöyle duâda bulundu) Ey Rabbimiz! Bizi, sana teslim olanlardan eyle ve bizim soyumuzdan,insanlara senin âyetlerini okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları arındıracak bir peygamber gönder!” (Bakara 2/128-129) Yüce Allah Hz. İbrahim’in bu dualarını kabul etmiş, onun neslinden birçok peygamber göndermiştir; onların sonuncusu da Hz. Muhammed (sav)’dir. “De ki: ‘Eğer bu gerçekten Allah’tan (gelen bir vahiy) ise ve siz buna rağmen onun gerçekliğini inkâr ediyorsanız, üstelik İsrailoğullarından bir şahit, kendisi gibi birine şahitlik yapmış ve ona inanmışsa ve de siz hala büyüklük taslıyorsanız, (söyleyin bakalım haliniz nice olacak!), hiç düşündünüz mü? Allah, böyle zâlim bir toplumu doğru yola eriştirmez.” (Ahkâf 46/10) Bu âyette bahsedilen şahid, Hz. Musa’dır10. “Allah’ın Rabb, senin için (ey İsrail), kardeşlerinden, benim gibi bir peygamber çıkaracak; onu dinleyeceksin.”11 şeklinde Hz. Musa’nın Tevrat’ta geçen sözleri, İsrailoğullarının kardeşleri olan İsmailoğullarından, Hz. Musa’ya benzeyen bir peygamber geleceğini ifade etmektedir. Hz. Musa, bu peygamberin geleceğine şahitlik etmiştir; bu peygamber, Hz. Muhammed (sav)’dir; fakat İsrailoğulları, bu gerçeği bildikleri halde, onların kavminden olmadığı için, hasetlerinden dolayı onu inkâr etmişlerdir. “Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken, kendilerine Allah katından, ellerindekini doğrulayan bir kitap gelip de bildikleri, tanıdıkları karşılarına dikilince, onu inkâr ettiler.” (Bakara 2/89) Bu âyetteki ‘tanıdıkları onlara gelince’ ibaresinin, Hz. Peygamber’e işaret ettiği söylenmiştir12. Yahudiler, önceleri müşriklere ‘Bizim söylediklerimizi tasdik ederek çıkacak olan peygamberin ortaya çıkma zamanı artık geldi, gölgesi üzerimize düştü; biz onunla beraber olup sizi, Âd ve İrem kavimleri gibi öldüreceğiz.’ diyorlardı. Fakat bu peygamber Araplar arasından çıkınca, hasetlerinden dolayı onu inkâr ettiler13. Hatta ona suikast düzenlediler; onu zehirlemeye çalıştılar; bu gibi çabalarla onu ortadan kaldırmak istediler14. Kur’ân’da bu şekilde ifade edilen Hz. Peygamber ve ümmetinin önceki kitaplarda müjdelenmesi konusu, Hz. Peygamber döneminde yaşanan bazı ihtidâ olaylarıyla somutlaşmıştır. Birçok yahudi ve hristiyan, önceki kitaplarda geçen tebşîrâttan hareketle müslüman olmuşlardır. Meselâ Abdullah b.Selâm’ın müslüman oluşu, bunun en bâriz örneklerindendir: Rasûlullah’ın Medine’ye geldiği haberi ona ulaşınca, hemen onun huzuruna gitti ve dedi ki: “Ya Muhammed! Sana üç soru soracağım ki, bu soruların cevabını ancak bir peygamber bilebilir: 1. Kıyamet alâmetlerinin ilki nedir? 2. Cennet ehlinin yiyeceği ilk yemek nedir? 3. Bir çocuk neden babasına çeker, neden dayılarına (anne tarafına) çeker?” Rasûlullah buyurdu ki: “Cebrail bunları hemen bana bildirdi.” Abdullah b. Selâm “O, yahudi düşmanı olan melektir.” dedi. Rasûlullah devam etti: “Kıyamet alâmetlerinin ilki, insanları doğudan batıya süren bir ateştir. Cennetliklerin ilk yiyeceği yemek, balık ciğerinin sarkmış olan ucudur. Çocuğun (anne veya babasına) çekmesine gelince; erkekle kadın cinsel ilişkide bulunduklarında erkeğin suyu, kadınınkinin önüne geçerse, çocuk babaya benzer; kadının suyu, erkeğinkinin önüne geçerse, çocuk anaya benzer.” Bunun üzerine Abdullah b. Selâm: “Şehadet ederim ki sen Allah’ın Rasûlüsün.Ya Rasûlallah, yahudi milleti, asılsız isnadlarda bulunan, aşırı yalanlar söyleyen bir millettir; eğer benim hakkımda onlara soru sormadan önce müslüman olduğumu söylersen, bana akla gelmedik iftiralarda bulunurlar.” Bu sırada bir yahudi grubu geldi; Abdullah b. Selâm evin bir yerine gizlendi; Rasûlullah onlara: “Abdullah b. Selâm aranızda nasıl bir adamdır?” diye sorunca onlar: “O, en hayırlımız, en hayırlımızın oğludur; en âlimimiz, en âlimimizin oğludur.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah “Abdullah b. Selâm’ın müslüman olduğunu söylersem ne dersiniz?” dedi. Onlar da “Allah onu bundan korusun.” dediler. Abdullah b. Selâm ortaya çıktı ve “Şehadet ederim ki Muhammed, Allah’ın Rasûlüdür.” dedi.Bu defa ise Yahudiler, “O bizim en şerlimiz, en şerlimizin oğludur.” dediler.15 Abdullah b. Amr’a, Rasûlullah’ın Tevrat’taki vasıfları soruldu. O şöyle dedi: “Evet vallahi, Rasûlullah, Kur’an’daki sıfatlarının bazılarıyla Tevrat’ta da tavsif edilmiştir: ‘Ey peygamber! Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı; ümmîlere sığınak olarak gönderdik. Sen benim kulum ve elçimsin; sana mütevekkil adını verdim. Bu peygamber, kötü huylu, katı kalpli ve çarşılarda bağırıp çağıran birisi değildir. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez; bilakis affeder, bağışlar. Allah, bu sapmış kavmi,‘Allah’tan başka ilah yoktur.’ diyene, ıslah edene kadar onun ruhunu kabzetmez.’”16 Selmân-ı Fârisî’nin müslüman oluşu da Hz. Peygamber’le ilgili önceki kitaplarda geçen tebşîrâtın varlığına işaret etmektedir. Selmân-ı Fârisî, başlangıçta mecûsî idi; bir gün, birkaç hristiyanla karşılaştı ve onların dinini daha üstün görüp hristiyan oldu. Hizmetinde bulunduğu bir râhib, onun kendisine, “Sizden sonra kime gideyim?” diye sorması üzerine Selmân’a “Oğlum, dünyada artık bizim mesleğimiz üzere bir kimseyi tanımıyorum; lâkin, İbrahim’in dini ile ba’solunacak peygamberin zuhûru yaklaşmıştır. O peygamber, Arap toprağında zuhûr edecek ve iki taşlık arasında bir yere hicret edecektir; orası hurmalık bir yerdir. O peygamberin bazı alâmetleri vardır: O, hediyeyi kabul eder;sadakayı kabul etmez. İki kürek kemiği arasında nübüvvet mührü vardır. İmkân bulur, o diyara gidebilirsen git.” demiştir. Selmân, Medine’ye gelip Rasûlullah’la görüştüğünde, bütün o sayılan özelliklerin bu peygamberde bulunduğunu görmüş ve müslüman olmuştur17. Herakliyus’un İslâm’a davet edilmesi üzerine yaşanan diyaloglar da konuyu teyid eder mahiyettedir: Herakliyus’a Hz. Peygamber’in davet mektubu gelince o, peygamberimizi tanıyan birisiyle konuşmak istedi. O sırada Ebû Süfyan orada bulunuyordu; kralın huzuruna çıkarıldı ve onun sorularını cevaplandırdı. Herakliyus’un sorularından birisi de şuydu: “Onlar artıyorlar mı, azalıyorlar. mı?” Ebû Süfyan “Artıyorlar.” diye cevap verince o, “İman böyledir; tamamlanıncaya kadar artar.” demiştir. Herhalde Herakliyus bunu söylerken Tevrat’taki şu ifadelerden hareket ediyordu: “İşte kendisine destek olduğum kulum; canımın kendisinden razı olduğu seçme kulum; rûhumu onun üzerine koydum. O, milletler için hakkı meydana çıkaracaktır. Bağırmayacak, sesini yükseltmeyecek ve onu sokakta işittirmeyecektir. Ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek, hakkı hakikate erdirecek ve dünyada hakkı pekiştirinceye kadar zayıflamayacak ve cesareti kırılmayacak ve adalar, onun şeriatini bekleyeceklerdir.”18 Aldığı cevaplardan tatmin olan Herakliyus, onun gerçekten bir peygamber olduğunu, onun geleceğini bildiğini, ama Araplardan çıkacağını ummadığını söylemiş ve “Ona ulaşabileceğimi bilsem, onunla görüşmek isterdim. Onun yanında olsaydım, ayaklarını yıkardım. Onun saltanatı, şu ayaklarımın altındaki yere kadar ulaşacaktır.” demiştir19. Hz. Peygamber’in elçisiyle başbaşa görüşmelerinde ona, birtakım minyatür insan resimleri göstermiştir. Bu resimlere bakan elçi, iki tarafında Ebû Bekir ve Ömer olduğu halde Rasûlullah Muhammed (sav)’ igörüp onu tanımıştır. Bunun üzerine Herakliyus çok duygulanmış ve şöyle demiştir: “Benim tebaam, Hristiyanlık’ı terketmeye karşıdır; aksi takdirde derhal müslüman olurdum.”20 Bu anlatılanlardan,Herakliyus’un, Hz. Peygamber’in beklenen peygamber olduğunu anladığını; Hz. Peygamber’in resminin bile önceden yapılmış olduğunu; onun, önceki vahiylerin takipçileri tarafından bu kadar iyi tanınıyor olduğunu anlamaktayız. Tevrat’taki tebşirat sayesinde Rasûlullah’ı tanıyıp ona îmân eden yahudiler vardır; Abdullah b. Selâm, Meymûn b. Yâmîn, Kâ’bu’l-Ahbâr, Zeyd b. Su’ne, Muhayrık, Sa’lebe b. Saye ve Useyd b. Saye bunlardandır21. Hristiyanlar da Kitâb-ı Mukaddes’te haber verilen bir peygamberin gelmesini bekliyorlardı. Bizans imparatoru Herakliyus ve Varaka b. Nevfel, Hz. Peygamber’in, bu beklenen peygamber olduğunu anlamışlardı. Selmân-ı Fârisî de bu şekilde müslüman olmuştur22. Herakliyus, İbn Sûriyâ, Huyey b. Ahtab ve Ebû Yâsir b. Ahtab gibi kişiler, Hz. Peygamber’in, gerçekten bir peygamber olduğunu itiraf ettikleri halde, hasetleri ve menfaatleri yüzünden müslüman olmamışlardır23. Bu genel girişten sonra, şimdi sırayla, kadîm kitaplarda, Ahd-i Atîk, Ahd-i Cedîd ve Barnaba İncili’nde bulunan Hz. Peygamber’le ilgili müjdeleri zikredeceğiz. Bu kitaplardaki müjdeler sıralanmadan önce, kitaplar hakkında kısaca bilgi verilecektir.
T.C. ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ Cilt: 10, Sayı: 1, 2001 ss. 231-260 Hz. MUHAMMED (SAV)’İN ÖNCEKİ KUTSAL KİTAPLARDA MÜJDELENMESİ (TEBŞÎRÂT)
Celil KİRAZ
1* Arş. Gör., U.Ü. İlâhiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı. İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus, 1404/1984, XXVIII, 182; Kaya, Remzi, “İlahi Kitaplarda Hz. Muhammed”, s. 222, Uludağ Ü. İlahiyat F. Dergisi, c. 6, s. 6, Bursa, 1994. 2 Bkz: İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-‘Azîm, Ürdün, 1411/1990, IV, 562; Hamidullah, Muhammed, İslam Peygamberi, Terc: Salih Tuğ, İstanbul, 1993, I, 640; Aydemir, Abdullah, Tefsirde İsrâiliyyât, İstanbul, 1992, s.2; Ulutürk, Veli, Kur’an’da Ehl-i Kitap, İstanbul, 1996, s.40. 3 İbn Kesîr, age, IV, 562. 4 Ulutürk, age, s.40. 5 İbn Kesîr, age, I, 169. 6 Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İstanbul, 1971 (I-X), 1982 (X), I, 531-532. 7 Bkz: Buhârî, Şurût, 15. 8 Buhârî, Menâkıb,18. 9 Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 127; V, 262. 10 Esed, Muhammed, Kur’ân Mesajı (Meal-Tefsir), s. 1027, (Terc: Cahit Koytak-Ahmet Ertürk), İstanbul, 1997. 11 Tesniye, 18/15. 12 İbn Kesîr, age, I, 108. 13 İbn Kesîr, age, I, 108. 14 Ulutürk, age, s.53. 15 Bkz: Buhârî, Enbiyâ, 2. 16 Bkz: Buhârî, Tefsîr, Sûratü’l-Feth, 3. 17 Bkz: İbn İshak, Siyer, s. 139-146, (Terc: Sezai Özel), İstanbul, 1991. 18 İşaya, 42/1-4. 19 Bkz: Buhârî, Tefsîr, Sûratü Âli ‘İmran, 4. 20 Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 333. 21 Bağçeci, Muhittin, Âyet ve Hadislerde Peygamberlik ve Peygamberler, s. 43, İstanbul, 1977. 22 Bağçeci, age, s.44. 23 Ulutürk, age, s.81. DEVAM EDECEK.... |


