| Hollywood özür dilemelidir |
Hollywood, Müslümanlardan özüre mecburdur bir topluluÄŸa topyekûn kötü denemez
Amerikan medyasının (özellikle sinema ve televizyonlarının) imaj kalıpları oluÅŸturduÄŸuna dair sayısız eleÅŸtiri yapılmıştır. DoÄŸrudur. İtalyanların mafyayla anılmasında, Asyalıların sinsi sanılmasında, zencilerin kötü algılanmasında, Hintlilerin görgüsüz sunulmasında, İspanyolların rüÅŸvetçi resmedilmesinde, Latin Amerikalıların uyuÅŸturucu satıcısı ÅŸeklinde tablolaÅŸtırılmasında vs. Hollywood un payı büyüktür. Ama hiçbir topluluk, Hollywood dan Müslümanların çektiÄŸi kadar sıkıntı yaÅŸamamıştır. Müslüman dendiÄŸinde (daha çok Araplarla temsil edilen) belli tiplemeler çıkar karşımıza: Uçak kaçıran, bombalama yapan, adam öldüren, terörist. Bu kalıp daha ziyade orta sınıf için çizilmiÅŸ bir kalıptır. Aynı sınıftan kadınlara biçilen rol de benzer bir özellik taşır: Erkek tarafından daima ezilen, göbek dansı yapmakta mahir, sindirilmiÅŸ, aÅŸktan, sevgiden mahrum yaratıklar olarak resmedilir. Bir de zengin karakterler vardır beyaz perdeye akseden. Onlar da daima milyon dolarlarını harcayacak yer bulamayan ÅŸehvet düÅŸkünü, göbekli, muhteris tiplerdir. Önyargıyı pekiÅŸtire pekiÅŸtire tiplemeler oluÅŸturan bu mantığa en güçlü sesi yükselten Jack G. Shahneen oldu. The TV Arab adıyla 1984 te yayınladığı ilk kitap, Amerikan medyasında tartışmalara neden oldu. Çünkü Dr. Shahneen, 8 yıllık bir tarama yapmış, 100 önemli programda yer verilen Arap imajını mercek altına almıştı. 200 sahnenin ortaya çıkardığı imaj dehÅŸet vericiydi. 150 milyon seyirci tarafından izlendiÄŸi tespit edilen görüntülerde imaj hep aynıydı. Tek bir karede olumlu bir Arap tiplemesine rastlamak mümkün deÄŸildi. Haklı olarak yazar soruyordu: Siyahlar tembeldir, İspanyollar kirli pasaklıdır, Yahudiler muhteris, İtalyanlar mafyadır imajından ne farkı var? İtirazlar Hollywood u daha makul bir yere doÄŸru sürüklüyor Hollywood un Müslümanlara yönelik önyargısı bilinen bir durum; o yüzden bu tezi derinleÅŸtirme, örneklendirme niyetinde deÄŸilim. Zaten bu konuda aÄŸlaşıp durmanın da çare olmadığı ortada. Sinemaya hiçbir ciddi yatırım yapmayan İslam dünyasının Müslümanlar hep kötü resmediliyor diye Hollywood a lanet okumasını da inandırıcı bulmak mümkün deÄŸil. Sonuçta bal tutan, parmağını yalıyor. Sinema, tiyatro, televizyon gibi alanlara insan yatırımı yapmayan bir dünyanın çok ağır bedeller ödemesi kaçınılmaz. Müslümanların Neden bizi hep kötü gösteriyorsunuz? itirazı tabii ki çok önemli; ama tek çare de bu deÄŸil. Neyse ki sivil tepkiler, bilimsel eleÅŸtiriler ve vicdandan yükselen itirazlar Hollywood u daha makul bir yere doÄŸru sürüklüyor ve tadil ediyor. Bu deÄŸiÅŸim zaten Dr. Shahneen in sonraki yıllarda yazdığı eserlerde de ortaya çıkıyor. 2001 de kaleme aldığı Gerçek Kötü Araplar(Reel Bad Arab) adlı kitabında da bu geliÅŸmeyi görmek mümkün. Daha önce televizyonlarda yayınlanan filmleri de içine alacak ÅŸekilde beyaz camdaki imajları irdeleyen yazar, bu sefer bütün dikkatini Hollywood filmlerine çevirdi. AraÅŸtırmaya göre 900 filmde Müslümanlara dair sadece 12 pozitif tiplemeyle karşılaşılmış, 50 film karakterinde de iyi kötü karışımı bir ayar yapıldığını tespit etmiÅŸ. Aslında Hollywood(belki de daha geniÅŸ dairede Batı dünyası) İslam ı da Müslümanları da tam bilmiyor. Mesela her Arap ı Müslüman sanmak da yanlış, her Müslüman ı Arap sanmak da. 1996 da CNN de Larry King e konuk olan ünlü talk showcu Jay Leno ya ilginç bir soru yöneltildi. Programlarında alay ettiÄŸi için piÅŸman olup olmadığı, özür dileyip dilemediÄŸi soruldu. İran ya da onun gibi bir ülke için bir ÅŸeyler söylemiÅŸtim. Arap asıllı Amerikalılar tepki gösterince onları çağırdım, görüÅŸtüm ve özür diledim demiÅŸti. Özrün fazileti alkışlanmış ama İranlılarla Arapların aynı sanılması yadırganmıştı. Türklerin Müslümanlığı da Malezya, Endonezya, Hindistan, Pakistan gibi ülkelerdeki Müslümanlık da Batı da çok iyi bilinen konular deÄŸil... İslam ı doÄŸru anlamak Hollywood için kolay deÄŸil Ayet ve hadislere bakıldığında İslam ın bir barış ve sevgi dini olduÄŸu hemen anlaşılıyor; ancak en temel kaynaklara ulaÅŸmak ve o kaynakları doÄŸru yorumlamak Hollywood için de kolay gözükmüyor. Özellikle 11 Eylül saldırısından sonra Müslümanlara karşı yürütülen kampanyanın İslamophobia ÅŸekline dönüÅŸtüÄŸü de ortada. Amerika nın Irak ı iÅŸgal etmesi de Hollywood u olumsuz manada etkilemiÅŸ, daha objektif ve önyargısız filmlerin yapılmasına engel olmuÅŸtur. Bu çerçevede Jean-Michel Valantin in Küresel Stratejinin Üç Aktörü: Hollywood, Pentagon ve Washington adlı eserini hatırlamak gerekiyor. Malum olduÄŸu üzere bu kitapta (Babı Ali Kültür Yayıncılığı/2006) onlarca örnek sıralanmış ve sinemadaki imaj yapımları ile Amerika dış politikasının yakın iliÅŸkisi masaya yatırılmıştı; üstelik dramadan komediye kadar her alanda bu iÅŸin nasıl sistemli bir ÅŸekilde ele alındığı ortaya konmuÅŸtu. Demem o ki Hollywood da öteden beri devam eden önyargı ve negatif imajının normalleÅŸmeye dönmesinin önünde siyasi engeller de çıkmıştır. 11 Eylül terör saldırısı ve Irak savaşı, bir yandan Arapların terörist olduÄŸuna dair imajın yenilenmesine zemin oluÅŸturmuÅŸtur; bir yandan da savaşı meÅŸru kılacak bir malzeme ÅŸeklinde kullanılmıştır. Her ÅŸey raÄŸmen görünen o ki Müslümanların topyekün terörist gösterilmesi sonsuza kadar devam edilebilecek bir strateji deÄŸildir. Çünkü doÄŸru deÄŸildir. Bu konunun peÅŸini bırakmayan Shahneen 2008 deki çalışmasıyla (Guilty: Hollywood s Verdict on Arabs After 9/11) meseleyi daha güncel ve daha derin hale getirmiÅŸtir. Daha pek çok araÅŸtırma yapılacak kadar zengin bir konudur bu. Genellemeler, önyargılar, peÅŸin hükümler. Olumsuz imajları pekiÅŸtirecek sahneler peÅŸi peÅŸine zihinlere kazınıyor kazınmasına ama bir yandan da madalyonun öbür yüzü gündeme geliyor. GeçmiÅŸte fantezi gibi görünen ve örneÄŸine az rastlanan sorgulayıcı senaryolar her geçen gün biraz daha güç kazanmakta. Son yıllarda çekilen iki film burada çok önemli bir yer tutuyor. Traitor(Hain) ve Rendition(Yargısız İnfaz). Hain, Jeffrey Nachmanoff un hem direktörlüÄŸünü yaptığı hem de sinema filmine uyarladığı çok önemli bir film. Sudan asıllı bir çocuÄŸun küçük yaÅŸta babasını terörist saldırıya kurban vermesiyle baÅŸlayan hikâyede karşımıza gerçek bir dindar (Samir) çıkar. Ailesi Chicago ya yerleÅŸen Samir İslamcı terör örgütüne dâhil olur. Ancak bir yandan örgüt ÅŸüphelenmektedir onun halinden, bir yandan da Amerikalılar. Samir çok iyi bir Müslüman dır ama her türlü teröre de karşıdır. Gerçekler karmakarışıktır cümlesi içinde Sudan asıllı bir genci kâh terörist gibi görürüz kâh ajan gibi. Filmde son noktayı Samir in Kur an-ı Kerim den okuduÄŸu ayet koyar: Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüÅŸ gibidir. Bu final sahnesi, Body of Lies(Yalanlar Üstüne) filmindeki bir sahneyi çaÄŸrıştırıyor. Hatırlanacağı gibi o filmde de iÅŸkenceye maruz kalan Leonardo DiCaprio cihat ayeti okuyan ÅŸeyhe Kur an ı yanlış tefsir ediyorsun der ve Kur an dan barış ifade eden ayetler okur. 2007 yapımı Yargısız İnfaz filmi ise tam bir 11 Eylül hesaplaÅŸmasıdır. YönetmenliÄŸini Gavin Hood un yaptığı filmde Mısır asıllı bir genç bir kuÅŸku üzerine tutuklanır ve bombalama eyleminin yapıldığı ülkeye (Güney Afrika ya) teslim edilir. Ağır iÅŸkence altında sorgulanan kimya mühendisi İbrahim in hakları milli güvenlik ve terörizmle mücadele uÄŸruna feda edilir. Güvenlik biriminin başında görev yapan yetkiliyle (Meryl Streep) senatör olmak için kariyerini gözeten genç siyasetçi arasındaki bir sahne çok önemlidir. Siyasetçi, size Amerikan anayasasını göndereyim de insanların hak ve hürriyetlerini okuyun tarzında bir ÅŸeyler söylerken, istihbarat servisi adına Ben de sana 11 Eylül tutanaklarını göndereyim denmesi filmin en anlamlı bölümüdür. Ve film açıkça ortaya koyar ki İbrahim, derin ve haÅŸin bir kuÅŸkunun esiridir ve aslında masumdur... Hollywood, Müslümanlardan özür dilemeye mecburdur Müslümanlara karşı takınılan önyargılı tavır aslında çok çarpıcı sahnelerle beyaz perdeye aksetmiÅŸti ama devamı gel(e)memiÅŸti. Daha 1996 da İyi Geceler ÖpücüÄŸü(The Long Kiss Goodnight) filminde Amerikan istihbaratı Araplar üzerinden büyük bir tezgâh kuruyordu. Kanada da patlatılacak bir tırda daha önce öldürülmüÅŸ bir Arap bulunacak ve bütün suç Müslüman teröristler üzerine yıkılacaktı. Hafızasını yitirmiÅŸ bir kadın ajanın iÅŸkence sırasında Niçin? diye sorması üzerine İkiz kulelere yapılan saldırıda bir ÅŸahit ısrarla CIA yi suçladı, kimse onu dinlemedi ama doÄŸru söylüyordu demesi ilginç bir ayrıntıydı. Bahsi geçen saldırı 11 Eylül saldırısı deÄŸil, 1999 da yapılan saldırıydı. Kadının Niçin? diye ısrar etmesi üzerine istihbarat bütçelerinin komisyondan geçmesi söylenmiÅŸti. Her neyse. Örnek çok. UçuÅŸ Planı nda (Flightplan/2005) Araplardan ÅŸüphelenen ve çocuÄŸunun kaçırılmasından onları sorumlu tutan annenin filmin sonunda gerçeÄŸin ortaya çıkmasıyla özür dilemesi boÅŸuna deÄŸildir ve bu minvalde pek çok film ismi zikredilebilir... Hollywood, Müslümanlardan özür dilemeye mecburdur; çünkü hiçbir topluluÄŸa topyekûn kötü denemez, hiçbir millet sürekli kötü olarak resmedilemez. Burada çok önemli bir ayrıntı var: Müslümanlar kendilerini ne kadar iyi anlatabilir ve olumsuz örnekleri ne kadar azaltırlarsa bu süreç o kadar kısa sürecektir. Bugün iyi niyet emareleri var; ama yetmez; gücünü hayatın gerçeklerinden alan sinemanın kat etmesi gereken daha çok uzun bir mesafe var... (Zaman) http://www.birincikuvvet.com |


