| HİCRET VE AKABE BİATLARI |
Sayfa 1 > 5 KABÎLELERI ISLÂMA DÂVET ve AKABE BÎATLARI 1- KABÎLELERI ISLÂMA DÂVET Hz. Peygamber (s.a.s.) Tâif'e Sevvâl ayinda gitmisti. Dönüsünde "eshür-i hurum" denilen kan dökülmesi yasak aylardan Zilkade girmis hac mevsimi baslamisti. Rasûlullah (s.a.s.) Hac mevsiminde Mekke yakinlarinda kurulan Ukaz, Mecenne, Zülmecâz.. gibi panayirlara gidiyor, oralarda toplanan diger Arap kabîleleriyle görüsüyor, onlara Kur'ân-i Kerîm okuyor, Hak Dini teblige çalisiyordu. Kureysin ileri gelenleri Müslümanligin Mekke disinda, diger kabîleler arasinda yayilmasindan endiseye düstüler. Rasûlullah (s.a.s.)'in gayretlerini bosa çikarmak, O'nun sözlerine diger kabîlelerin deger vermelerini önlemek için çâre aradilar. "Hz. Muhammed (s.a.s.) için ne diyelim?..." diye düsündüler. Içlerinden en isâbetli karar verdigini kabûl ettikleri Mugire oglu Velîd'den bu konuda yardim istediler. Velîd, edebiyatin her çesidinden anlayan, pek çok sâir ve hatibin düsünce ve bilgisinden yararlandigi son derece zeki, zengin ve itibârli bir yasliydi. Rasûlullah (s.a.s.) ile görüserek O'ndan Kur'ân-i Kerîm dinledikten sonra kanaatini söyle özetledi. - "Ben siirin her çesidini bilirim. Muhammed'den dinlediklerim siir degil. O halde O'na sâir denilemez. Dinlediklerim, nesir de degil. O sözlerdeki güzellik ve belâgat hiç bir sözde bulunmaz. Muhammed (s.a.s.)'e sihirbaz veya falci da diyemeyiz. Çünkü sözlerinin sihir ve fal ile bir ilgisi yok. Mecnûn veya deli de denilemez. Çünkü bu takdirde size kimse inanmaz. Bu derece güzel sözleri, degil bir delinin, akilli kimselerin bile söyleyebilmesi mümkün degildir. Muhammed (s.a.s.)'e sihirbâz da diyemezsiniz. Çünkü okuyup üflemiyor, dügüm baglamiyor, sihirle ilgili hiç bir sey yapmiyor..." - "O halde ne diyecegiz?" diye sordular. - "Ne diyeceginizi bilemem. Fakat sizin isnâd ettiginiz, (sâir, falci, mecnûn, sihirbâz.. gibi) sözlerin hiç biri O'na uymuyor. O'nda böyle vasiflar yok. Kimseyi bu sözlere inandiramazsiniz..." dedi. Fakat, Velîd ertesi gün: - "O'na sihirbâz demek, başka sifatlardan daha uygun. Çünkü sözleri kardesi kardesten ayiriyor. Akraba arasina ayrilik sokuyor. Bu sebeple O'nun sözleri sihir ve büyüden başka bir sey degil. O'na sihirbâz deyin." dedi. (102) Kur'ân-i Kerîm Velîd'in bu tutumunu söyle anlatir: -"Çünkü o, düsündü, ölçtü, biçti. Cani çikasi ne biçim ölçtü biçti... Sonra bakti (düsündü), sonra kaslarini çatti, suratini asti. Sonra da sirt çevirip büyüklük tasladi. Bu sâdece ögretilen bir sihirdir, bu Kur'ân yalnizca bir insan sözüdür" dedi... (el-Müddessir Sûresi, 18-25) Böylece O'na "sihirbâz, büyücü" demege karar verdiler. Rasûlullah (s.a.s.) kiminle, hangi toplulukla görüsse, arkasindan gidip: Sakin O'nu dinlemeyin, sözlerine kanmayin. Büyücüdür, kardesi kardesten ayirir..~ diye propaganda yapiyorlardi.(103) Fakat müsriklerin bütün çabalari Islâm nûru'nun yayilmasini önleyemeyecekti. "Allah'in nûrunu agizlariyle söndürmek isterler. Oysa, kâfirler istemese de Allah nûrunu mutlaka tamamlayacaktir." (et-Tevbe Sûresi, 32) |


