Bir Yahudi Olarak Hz. İsa
Makale İçeriği
Bir Yahudi Olarak Hz. İsa
Yahudi İsa
Dipnotlar
Tüm Sayfalar

Atina’daki Defne Kilisesi’nin kubbesindeki İsa mozaiği (1090-1100)

Aslında tek bir Hıristiyan vardı, o da çarmıhta öldü” der Nietzsche, “o andan başlayarak <Evangelium> adını alan her şey, daha o anda, onun yaşadığının karşıtıydı…”1 Nietzsche’nin bu sözleri çarmıh hadisesinden sonra her şeyin değiştiği gerçeğini dile getirmekle birlikte, ilk kısmı, aynı anlamı çağrıştıracak biçimde tersine çevrilse tarihsel açıdan daha doğru olacaktır: Hıristiyan olduğu düşünülemeyecek tek kişi varsa, o da isa’dır. Çünkü -Bultmann’ın vurgusuyla- “İsa, ancak Yahudilik bağ-lamında anlaşılabilir, zira o ‘Hıristiyan’ değil bir Yahudi idi.”2

İsa ile ilgili -aslında böyle birinin hiç yaşamadığı iddiasına varıncaya kadar- hemen her şey söylenmiştir. Bununla birlikte, kurumsal bir din olarak Hıristiyanlık söz konusu olduğunda, genellikle iki tür İsa’dan söz edilmektedir:

  1. Hıristiyan teolojisinin bir unsuru, hatta bu teolojinin merkezi olan İsa.
  2. Tarihsel İsa.
  3. Ancak, bunların birbirinden tamamen bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Zira tarihsel İsa, teolojideki İsa’nın önşartıdır. Tarihsel İsa’nın yok farzedildiği durumda tüm Hıristiyanlık tarihinin bir vehim veya bir farz-ı muhal üzerine bina edilmiş olduğunun kabul edilmesi gerekir. Dolayısıyla tarihsel İsa -hatta onun içerisinden geldiği Yahudilik- Hıristiyanlığın meşruiyet zeminini oluşturmaktadır.

Peki, İsa kimdi? Tarihten günümüze her eğilim kendi İsa tasavvuruna sahip olmuştur. Bununla birlikte, Hıristiyanlığın Yahudilikten ayrılarak müstakil bir din haline gelme sürecini göz önüne aldığımızda, temelde İsa ile ilgili iki farklı tasavvurun bulunduğunu söylemek mümkündür. İlkine göre İsa bir Yahudi mesihidir; diğerine göre ise insanlığın

kurtuluşu adına kendini kurban eden bir kurtarıcıdır.4 Dolayısıyla, aslında Hıristiyanlığın müstakil bir inanç haline gelişi birincinin, yani Yahudi-Hıristiyanlığın ikinciye, yani Heleno-Hıristiyanlığa dönüşmesi ya da mağlup olması biçiminde olmuştur. İşte bizim buradaki amacımız Hıristiyan Kitab-ı Mukaddesini temel alarak bir Yahudi mesihi olarak İsa’nın Yahudi kimliğini mercek altına almak; onun Yahudilikle ilişkisini ortaya koymaya çalışmaktır.

Mesih’in Gelişinden Önce Filistin

Hz. İsa öncesindeki siyasî ve dinî duruma göz attığımızda şöyle bir tablo görürüz: Filistin bölgesi, M.Ö. 332′de Büyük İskender’in işgaliyle birlikte Yunan Medeniyeti’nin etkisini hissetmeye başlamıştır. M.Ö. 63′ten itibaren ise Roma’ya bağlı bir krallık haline gelir. İsa’nın doğduğu yıllarda bu krallığın başında “Büyük Herod” (M.Ö. 37-M.S. 4) vardır. Daha sonraki bazı gelişmeler sonucunda Yahuda ve Samiriye’yi içine alan bölge Roma valilerince idare edilmeye başlamıştır. M.S. 26-36 yılları arasında görev yapmış olan ve İsa’nın idamını onaylayan Pontius Platus da bunlardan biridir. Bu idare tarzı içerisinde Yahudiler bir tür yargılama özerkliğine sahiptir. Özel mahkemeleri vardır.

Ancak, idam cezası için valinin onayı gerekmektedir.5 Anlaşılan Roma, idaresi altındaki milletlere dinî inanç konusunda belli bir özgür saha bırakmaktadır. Renan’ın ifadesiyle “isyan bastırmalarda korkunç olan bu büyük ve haşin hakimiyet, korunacak bir akidesi olan devletler gibi vesveseli değildir.”6 Fakat otoritesine karşı tehdit olarak gördüğü eylemlere çok sert mukabelede bulunmaktadır. Bu şartlar altında -belki de siyasetin ve idarenin gereği olarak- Yahudilere belli düzeyde hoşgörü gösteren putperest Roma ile, tarihleri siyasî mücadelelerle geçmiş ve dinî anlayışları dünyevî hakimiyeti gerektiren “Tanrı’nın seçilmiş halkı”nın barış ve huzur içerisinde yaşamaları imkansızdır. Zaten öyle de olmuştur. İsa öncesi ve sonrasındaki Yahudi isyanları bunun göstergesidir. Dolayısıyla Hz. İsa döneminde Yahudiler, boyun eğmek zorunda olsalar da, Roma egemenliğini hazmedemez durumdadırlar. Bekledikleri mesih de -o gün Roma esaretinde bulundukları için- onları Romalıların elinden kurtaracak bir şahsiyettir.

Hz. İsa döneminde Filistin’in dinî coğrafyasına baktığımızda ise, Yahudilik ve putperestliğin bölgede hakim inançlar olduğunu görmekteyiz. Putperestler Roma Devletinin himayesi altındadır, ancak nüfus açısından bölge halkının çoğunluğu Yahudidir. Romalılar politeisttir.7 Böyle bir inançta bir takım gelenekler var olmakla birlikte, sınırları açıkça belli bir teolojik ve ritüel yapı söz konusu değildir. Hz. İsa öncesinde Yahudilik ise yekpare bir yapı arz etmez. Genel hatlarıyla bu yapı şu şekilde tasvir edilebilir: Mabed’i merkez edinmiş olan Ferisiler ve Sadukiler’den oluşan Ortodoks Yahudilik; Esseniler ve diğer vaftizci hareketler gibi Filistin-Ürdün bölgesinde yer alan ve merkezî Yahudilikten ayrı gruplar ile sentezci bir nitelikte olup, kendi inançları ile yerel ve kültürel bazı unsurları birleştirmiş olan Samiriler, yani Heretik Yahudilik.8

İsa’nın, hangi Yahudi akımı içerisinde doğup büyüdüğü hakkında farklı görüşler varsa da, onun hitap ettiği kesim Ortodoks Yahudilerdir. Bu Ortodoks Yahudiliğe inanç ve dinî uygulamalar açısından baktığımızda şu hususlar dikkati çeker: Hz. İsa’nın yaşadığı döneme gelinceye dek Yahudilikte yerleşik bir credo’nun, yani üzerinde genel mutabakat oluşmuş bir inanç sisteminin henüz var olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum, ahirete inanan Ferisiler ve böyle bir inancı kabul etmeyen Sadukiler örneğinde görüldüğü üzere, önemli bir takım konularda dahi birbirine tamamen zıt görüşlere sahip dinî grupların aynı din çatısı altında bir arada yaşayabilmelerini de açıklamaktadır. Bununla birlikte, dönemin Yahudileri arasında Tevrat’ta ifadesini bulan bazı temel inanç unsurlarının varlığı muhakkaktır. Bunlardan en başta geleni Tanrı inancıdır. Dinî hayatın merkezinde ise Mabed vardır. Diğer yandan Yahudi “Kanun”u, özellikle Ortodoks Yahudiliğin ana bünyesini oluşturan Ferisiler nezdinde hayatî bir öneme sahiptir. Buna ilaveten, şimdi olduğu gibi, o dönemde de Ya hudilik bu dünya ile son derece ilgili bir din görünümündedir. Öyle ki, bu dini asıl unsurları itibariyle tarihten ve siyasetten ayrı düşünmek neredeyse mümkün değildir. Önemli dinî fenomenler ya tamamen bu dünyaya yöneliktir ya da bunların bu dünyaya yönelik bir tarafı mevcuttur. Yahudi kutsal metinlerine baktığımızda da, çoğunlukla bir milletin dinî ve siyasî mücadele tarihini görürüz. Rabb’in ve Musa’nın İsrailoğullarına telkinleri çoğunlukla bu dünyaya dairdir. İlahî ceza da mükâfat da bu dünyadadır. Rabbe itaat veya itaatsizlik, sonuçlarını net bir biçimde siyasî ve toplumsal planda gösterir. Meselâ, Hakimler Dönemi boyunca, İsrailoğulları başka ilahlara taptığında Rab öfkelenip onları diğer milletlerin eline verir. Pişman olup tekrar Rabb’e yöneldiklerinde onları esaretten kurtarır.9

Çarmıha gerilmiş İsa, Hristiyanlığın başlıca sembolüdür.

O dönemde Yahudilerin bekledikleri mesih de sırf dinî değil, askerî ve siyasî bir kişiliktir.10 O, Rabb’in, kendisi vasıtasıyla İsrailoğullarını yabancı egemenliğinden kurtaracağı kimsedir. Genelde, Yahudilerin “Babil Sürgünü” döneminde böyle bir mesih beklentisi içerisine girdikleri söyle-nir.11 Fakat gözden kaçmaması gereken nokta şudur: Evet, Hıristiyanlık öncesinde Yahudilerce beklenen bir mesih söz konusudur. Ancak, Yahudi tarihinde mesih diye adlandırılan başka şahsiyetler de vardır ve bunların misyonu, gelmesi beklenen ile aynıdır. Yani Yahudi mesih inancı bir tek şahsiyetle ilgili değildir; söz konusu olan bir mesih geleneği veya kurumudur.12



 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile