Alevilik sünnileşmiyor ateistleşiyor
Aleviler farkında olmadan SünnileÅŸmekten korkarken, ateistleÅŸmekte ve dinsizleÅŸmekte olduklarını görmelidirler.

AteistleÅŸmek, eÄŸer bilinçli bir tercihse, elbette buna saygı duyulmalı. Ancak her tercihin bir maliyeti var. Hem Alevi hem ateist olamamak gibi.

SEKSENLİ ve doksanlı yıllar, kimliklerin görünürlük kazandığı, bu kapsamda AleviliÄŸin de kendisini açıkça ifade etmeye baÅŸladığı yıllar oldu. BaÅŸlangıçta bilinmeyeni bilmek, bildirmek ve tanınmak amaçlı bu çabalar, zamanla farklı mecralara doÄŸru akmaya baÅŸladı. Safiyane bir ÅŸekilde baÅŸlayan, çeÅŸitli kitaplar, Cem, Nefes vb. dergilerle biraz mahcupça `aslında biz de Müslümanız` söylemi, bir süre sonra yerini farklı söylemlere bırakmaya baÅŸladı. Aleviler uzun süre kendilerine yapılan iftiralara bilgi ve becerileri yettiÄŸince karşılık vermeye çalıştılar. İslam dairesi içindeki savunma, ateist, Marksist ve Kemalist yönü daha ağır basan bazı yazarların ortaya çıkışı ile özünde Sünnilik düÅŸmanlığı da bulunan bir İslam karşıtı bir söyleme dönüÅŸtü. Aslında İslam`a duydukları düÅŸmanlık, farkında olmadan AleviliÄŸin özüne de bir düÅŸmanlığa ve inkára ulaÅŸtı.

Alevilik asıl şimdi tehlikede

Aleviler, uzun Osmanlı asırları boyunca, kimliklerini yaÅŸatmayı ve nesilden nesile aktarmayı baÅŸarabilmiÅŸlerdi. Ancak, Cumhuriyetin getirdiÄŸi deÄŸiÅŸim rüzgarı, ÅŸehirleÅŸme, ve yetmiÅŸli yıllarda ciddi derecede maruz kaldığı marjinal sol etki ile Alevilik bu becerisini neredeyse tamamen kaybetti. Bir yönüyle, gelenek ile modernizm çatışmasıydı bu. Alevilik folklorik bir takım öÄŸelere indirgenirken, yeni neslin AleviliÄŸi-büyük çoÄŸunluk için- Türk, Kürt, Laz, Çerkez gibi aidiyet belirten, kiÅŸinin sadece Sünni olmadığını gösteren bir terim halini aldı.

Bugünkü kavga da AleviliÄŸin ne olduÄŸu üzerine olmaktan çok, ne olması gerektiÄŸi üzerine. Alevilerin önemli bir kısmı tarih ve gelenek yoksunluÄŸu içerisinde kendi kafalarındaki ve gönüllerindeki ideolojik birikimi ve modern yaÅŸamın getirdiklerini Alevilik ile aynılaÅŸtırarak ortaya koymaktalar. İdeolojik birikimleri daha çok sol-Marksist çizgiden beslenen bu Aleviler tamamen `İslam dışı laik-ateist bir Alevilik` hayali kuruyorlar. Tepkisel yaklaşımları o derece sığlaÅŸmakta ki, İslam`la buluÅŸulabileceÄŸini fark ettikleri her türlü geliÅŸmeyi -Alevileri korkutmakta çok iÅŸe yarayan- `SünnileÅŸme` iddiası ile yok saymayı tercih ediyorlar. Bu yüzden AleviliÄŸin İslam öncesi köklerine sımsıkı sarılarak her türlü İslam dışı figürü hiç tartışmadan AleviliÄŸe yamamaktan çekinmiyorlar. Bu süreçte `Alisiz Alevilik` arayanlardan; `Alevilik bir yaÅŸam tarzıdır`, `Alevilik eski ÅŸamanist, ZerdüÅŸt vs. dinlerin devamıdır` veya `biz aslında Müslüman deÄŸiliz` diyenlere kadar pek çokları, deÄŸeri kendinden menkul `teoriler`le, bu sürecin ürünü olarak ortaya çıktılar.

Yeni bir perspektif gerek

AleviliÄŸin köken olarak `daha eskilere` gittiÄŸini iddia eden bu tip yazarlar ilk bakışta bir gerçeÄŸi ifade ediyorlar. Ancak, bu süreklilik, AleviliÄŸi izah etmeye yetmiyor. Onların ortaya koydukları ÅŸey tarihin sürekliliÄŸi ilkesidir. Ve bilmedikleri ve kavrayamadıkları nokta ise, İslam`ın genel olarak böyle bir sürekliliÄŸi tanıdığı ve `kendisinden önce gelen dinleri hatırlatmak ve tamamlamak` iddiasında olduÄŸudur.

İslam`ın ilk asırlarında ilk dönem İslam`ında görülmeyen pek çok uygulama İslami öze uygun hale getirildiÄŸi gibi, vakıf sistemi ve tasavvuf gibi pek çok yeni kurum da ortaya çıkmıştır. Hazreti Muhammed de eski cahiliye devri uygulamalarının pek çoÄŸunu yok saymaktansa Kurani bir bakışla yeniden üretmeyi tercih etmiÅŸtir.

AleviliÄŸi anlamak için tasavvufi akımların ortaya çıkış ve olgunlaÅŸma süreçlerini çok iyi bilmek gerekir. İlk mutasavvıflar İslam`ı yeniden yorumlarlarken İslam öncesi köklerinden aldıkları deÄŸerleri, Peygamberin kadim din ve cahiliye deÄŸerlerine yaptığı gibi Kurani perspektif katarak yeniden yorumlamışlardır. Bu nedenle Åžamanist, Budist, ZerdüÅŸt vb. etkiler artık Åžamanist, Budist, ZerdüÅŸt ayinleri deÄŸil, tam tersi İslami ayinler halini almıştır. Çünkü artık bu deÄŸerlerin kullanım amacı -doÄŸru ya da yanlış- İslami bir boyut kazanmıştır.

Bilim ve hayal arasında

Alevi semahı artık ÅŸaman semahı olmaktan öte bir anlam taşımaya baÅŸlamıştır. Alevilerin de bu noktada eski dinlerden gelen öÄŸelere sımsıkı sarılıp `biz aslında İslam dışındaymışız` demeleri, en hafifiyle atalarının emeÄŸine saygısızlıktır.

Bu yaklaşımın bir örneÄŸi de ErdoÄŸan Çınar`ın `AleviliÄŸin Kayıp Bin Yılı` adlı eseri. Kitabın temel iddiası: `GeçmiÅŸte Aleviler Hıristiyanlığın sapkın bir mezhebi sayıldılar. Bugünün Alevileri de Müslümanlığın sapkın bir mezhebi olarak niteleniyorlar.` (s.23) `Alevilik yakın tarihlerde ortaya çıkmış, ana gövdesi İslamiyet olan bir inanış ve mezhep deÄŸildir.` (s.24) Bu yaklaşım, Alevileri maddeci ve ateist bir çizgiye çekiyor.

İşin ilginç yanı bu tür iddialara büyük mutasavvıf ve ÅŸair Yunus Emre mesnet kılınıyor. Yunus`un dizelerindeki Hakk ifadesi, gerçek anlamında yorumlanarak tanrısal aÅŸkla yanıp kavrulan Yunus Emre ÅŸiirlerinde onlarca defa geçen Çalap (Tanrı), uçmak (cennet), tamu (cehennem) gibi kavramlar göz ardı ediliyor.

AleviliÄŸin din dışı yorumlarından biri de Alevilikte áhiret inancının olmadığı fikriyle temellendiriliyor. Oysa Alevilik áhireti inkár etmez. Sadece medrese uleması gibi Tanrıyla cennet cehennem pazarlığına girmez. Çünkü gerçek bir Alevi, Yunus gibi `maÅŸuk burcundan doÄŸmak` dosta ulaÅŸmak ve aslına dönmek arzusu ile yanıp kavrulur. Mevlana gibi Åžeb-i Aruz peÅŸindedir.

ÖÄŸeler özü kaybettirmesin

Sonuç olarak tarih bizim oyun alanımız deÄŸil, hakikatin arandığı alan olmalı. Kimse Alevilik üzerine kendi hayal dünyasında kurguladığına inanmamızı beklememeli. EÄŸer tarihte önyargılarımıza dayanak ararsak, bizi destekleyen onlarca tekil öÄŸe bulabiliriz. Bu tekil öÄŸelerden yola çıkarak özü kaybetmek ciddi bir tehlike ve biz bugün tam da bununla yüz yüzeyiz.

GeçmiÅŸin birikimini reddetmeden, onu anlamak istediÄŸimiz gibi anlamaya çalışmadan, çağımızın ihtiyaçlarına göre nasıl üretebileceÄŸimizin kavgasını vermemiz gerek. Oysa her geçen gün, AleviliÄŸin kendi temelleri üstünde yeniden inÅŸası ÅŸansını kaçırıyoruz.

Aleviler farkında olmadan SünnileÅŸmekten korkarken, ateistleÅŸmekte ve dinsizleÅŸmekte olduklarını görmelidirler. AteistleÅŸmek, eÄŸer bilinçli bir tercihse, elbette buna saygı duyulmalı. Ancak her tercihin bir maliyeti var. Hem Alevi hem ateist olamamak gibi.

*Liberal DüÅŸünce TopluluÄŸu, Alevi - BektaÅŸi AraÅŸtırmaları Merkezi Direktörü

{mosgoogle}

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile