| AHD-İ ATİK’TE HZ MUHAMMED |
|
Ahd-i Atik, yani Eski Ahid, üç ana bölümden oluşur: a. Tora (Tevrat), b. Neviim (Peygamberler), c. Ketuvim (Kitaplar)84. Tora, Hz. Musa’ya indirilmiş olan ve beş bölümden oluşan kutsal kitaptır; bölümleri şunlardır: a. Tekvin, b. Çıkış, c. Levililer, d. Sayılar, e. Tesniye85. Neviim (Peygamberler) bölümünde, İsrailoğullarına gönderilmiş peygamberler sıralanır. Bu bölüm, yirmibir alt başlık ihtiva eder. Ketuvim (Kitaplar) bölümü de, Mezmurlar’ı (Zebur’u) da içine alan onüç bölümden oluşur86. 1. Müjde: “Onlar için kardeşleri arasından, senin gibi bir peygamber çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım ve ona emredeceğim herşeyi onlara söyleyecek. Her kim peygamberleri tarafından, benim adıma söylenen sözleri dinlemezse, ben onlardan intikam alacağım.”87 Yüce Allah bu sözleri, Hz. Musa’ya hitaben söylemiştir. Hz. Musa, İsrailoğullarından idi. İsrailoğullarının kardeşleri, İsmailoğullarıdır. ‘Kardeşleri arasından’ ifadesi, bu peygamberin, İsrailoğullarının kardeşleri olan İsmailoğullarından olacağını, onların arasından çıkacağını ifade etmektedir88. Hz. Muhammed (sav), İsmailoğullarından, yani Araplardandır. ‘Senin gibi bir peygamber’ ifadesi, gelecek olan bu peygamberin, Hz. Musa’ya benzer olduğunu, onun gibi müstakil bir şeriate sahip olacağını ifade etmektedir. Müstakil bir kitap ve şeriat getirme bakımından, dünyevî ve uhrevî olarak muktedir bir peygamber olma bakımından Hz. Musa ile Hz. Muhammed birbirlerine benzerler89. Allah’ın, kelamını onun ağzına koyması, o peygamberin ümmî olacağını, sadece kendisine vahyedileni insanlara duyuracağını ifade eder. Hz. Peygamber ümmî idi; okuma-yazması yoktu;Kur’ân’ı, şifâhî olarak, ezberinden okurdu ve yalnızca kendisine vahyolunanı okurdu. (Necm 53/3- 4)90 Hz. Musa’nın, İsmailoğullarından çıkacağını, kendisi gibi müstakil bir şeriat ve kitap sahibi olacağını ve ancak kendisine vahyolunanı okuyan ümmî bir insan olacağını söylediği bu peygamber,Hz. Muhammed (sav)’den başkası değildir91. Hristiyanlar, bahsedilen bu peygamberin Hz. İsa veya Hz. Yuşa olduğunu söylemektedirler; fakat bu peygamberler, Hz. Musa gibi müstakil bir şeriate sahip olmadıklarından ve kendileri de İsrailoğullarından olduklarından dolayı, buradaki tarife uymazlar92. 2. Müjde: “Rabb, Sînâ’dan geldi; ve onlara Saîr’den doğdu; Faran (Paran) dağından parladı.”93 Sînâ Dağı, Hz. Musa’ya Tevrat’ın verildiği yerdir. Saîr, Hz. İsa’ya İncil’in indirildiği Nâsıra civarında bir yerdir. Faran (Paran) da, Mekke’nin eski adıdır94. Hz. Peygamber’in doğduğu ve peygamber olduğu şehir, Mekke’dir. Tevrat’ta, Hz. İsmail’in ve Hacer vâlidemizin bu bölgede oturduğu anlatılmaktadır: “(İsmail), Paran çölünde oturdu ve anası ona, Mısır diyarından bir kadın aldı.”95 Kur’ân’da da Hz. İbrahim’in, zürriyetinden bir kısmını, Beytü’l-Haram’ın yanında ekinsiz bir vadiye yerleştirdiği96, bu evin temellerinin de İbrahim ve İsmail tarafından yükseltildiği97 belirtilmektedir. Bu vadi Mekke vadisi; bu ev de Kâbe olduğuna göre, Hz. İsmail ile annesinin yerleştiği yer, Mekke’dir98. Rabb’in Sînâ’dan gelmesi, Tevrat’ın Hz. Musa’ya Sînâ Dağı’nda inmesini; Saîr’den doğması, İncil’in Hz. İsa’ya Saîr civarındaki Nâsıra’da inmesini; Faran Dağı’ndan parlaması da, Kur’ân’ın Hz. Muhammed’e, eski adı Faran olan Mekke’de inmesini ifade etmektedir99. 3. Müjde: “Şilo gelinceye kadar, saltanat asası Yahuda’dan, hükümdarlık asası da ayaklarının arasından gitmeyecektir. Ve milletlerin itaati ona olacaktır.”100 Ahd-i Atik’in bütün tercümelerinde bu ‘Şilo’ kelimesi aynen korunmuş, tercüme edilmemiştir101. Bu kelimenin mânâsıyla ilgili üç ihtimal düşünülmüştür: a) Bu kelime, ‘şiluah’ kelimesinin bozulmuş şeklidir; ‘Yah’ ın Rasûlü’, yani sadece Hz. Muhammed için kullanılan bir sıfat olan ‘Allah’ın Rasûlü’ ifadesine tekabül eder102. b) Bu kelime, ‘saltanat ve şeriat sahibi’, ‘büyük ve kanun koyucu otoritesi olan’ ve ‘milletlere hükmeden’ şahıs anlamlarına gelmektedir103. c) Bu kelime, ‘barış, kalp huzuru, sessizlik ve güven’ anlamlarına gelir; Peygamberimiz’e, çevresindeki insanlar tarafından verilen isim de ‘Muhammedü’l-Emîn’ yani ‘Güvenilir Muhammed’dir104. İlginç olan bir şey, bu kelimenin, Tevrat’ın başka hiçbir yerinde geçmemesi ve diğer peygamberler için kullanılmamış olmasıdır105. Kelimenin bütün anlamları, Hz. Muhammed (sav)’e uymaktadır; öyleyse Şilo, Hz. Muhammed’dir106. Hz. Peygamber, Kur’an ve askerî güçle gelmiştir. Şilo’nun yahudi olmayan birisi olması gerekir ki, onun gelmesiyle birlikte saltanat ve hükümdarlık, Yahuda’dan, yani onun soyundan olan yahudilerden gitmiş olsun, onlardan alınmış olsun107. Şilo, Hz. İsa olamaz; Çünkü o da ana tarafından Yahuda soyundandır, İsrailoğullarındandır108. 4. Müjde: “İşte kendisine destek olduğum kulum; canımın kendisinden razı olduğu seçme kulum: Rûhumu onun üzerine koydum, milletler için hakkı meydana çıkaracaktır. O bağırmayacak ve sesini yükseltmeyecek ve sesini sokakta işittirmeyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak ve tüten fitili söndürmeyecek, hakkı hakikate erdirecek. Ve dünyada hakkı pekiştirinceye kadar zayıflamayacak ve cesareti kırılmayacak; adalar, onun şeriatini bekleyeceklerdir.”109 Burada kendisinden bahsedilen kişi, Hz. Peygamber’dir. Abdullah b. Amr’a Rasûlullah’ın Tevrat’taki vasıfları sorulduğunda o, bu vasıfları saymıştır; bu vasıflardan biri de şudur: “Bu peygamber, kötü huylu, katı kalpli ve çarşılarda bağırıp çağıran biri değildir.”110 Herakliyus, Ebû Sufyan’a Hz. Peygamber hakkında birçok soru sormuştur; bu sorulardan biri de şudur: “Onlar artıyorlar mı, azalıyorlar mı?” Ebû Sufyan, “Artıyorlar.” diye cevap verince Herakliyus, “İman böyledir; tamamlanıncaya kadar artar.”111 demiştir. Bu iki vakıa, İşaya’dan naklettiğimiz bölümde bahsedilen kişinin, Hz. Peygamber olduğunu göstermektedir. 5. Müjde: 45. Mezmur’da, bir peygamberin özellikleri sayılır: a) Üstün bir güzelliğe ve parlak bir yüze sahip olması, b) Dudaklarından letafet (hikmetli sözler) saçılıyor olması, c) Zamanın sonuna kadar mübarek olacağı, d) Kılıç, celâl ve haşmet kuşanmış olması, e) Kudretli ve güçlü olması, f) Hakikat, hilim ve adalet sahibi olması, g) Oklarının sivri olması ve onları kullanmaya her an hazır olması, h) Kavimlerin onun emri altına girmesi, ı) İyiliği sevip günaha kızması, j) Kralların kızlarının ona hizmet etmesi, k) Ona, komşu ülkelerin padişahlarından hediyeler gelmesi, l) Ümmetinin zenginlerinin, onun emrine itaat edip mallarını cömertçe harcamaları, m) İsminin nesilden nesile anılması ve kavimlerin daima ona teşekkürde bulunması112. Protestanlar, bu peygamberin Hz. İsa olduğunu; yahudiler ise bu peygamberin henüz gelmediğini söylerler; fakat bu sıfatların hepsi, Hz. Muhammed (sav)’de mevcuttur. Özellikleri sayılan bu peygamber, Hz. Peygamber’dir113. Hz. Peygamber, çok güzel bir insandı; gösterdiği hikmet ve bilgi incelikleri sonsuz idi; din düşmanlarına karşı savaşmıştı; Arapların en kuvvetli pehlivanlarını yenmesi de gücünün büyüklüğüne delildir; doğruluk ve güvenilirlik vasıflarını,düşmanları bile kabul ederlerdi; atış aletleri kullanması, şeriatinin gereğidir; Araplar ve diğer milletler onun dinine uymuşlardır; Hayber kumandanı Ahtab’ın kızı olan Safiyye, onun cariyesi olmuştur. Hz. Peygamber, bütün güzel huylarla muttasıf, bütün çirkinliklerden uzak idi. Necâşî ve Mukavkıs, ona çeşitli hediyeler göndermişlerdir. Ümmetinden zengin olanlar, meselâ Hz. Osman, onun emrinde mallarını cömertçe infak etmişlerdir114. Allah, bütün mü’minlere, peygamberlerine salât ve selâm getirmelerini ve ona saygı göstermelerini emretmektedir115. Böylece peygamberin ismi, nesilden nesile saygı ve şükranla anılmaktadır. Ayrıca günde beş defa okunan ezanla, Hz. Muhammed’in peygamberliği ilan edilmekte, mübarek ismi anılmaktadır116. |


